‘Fengxia hamile kalınca, Erxi sanki onu daha çok sevmeye başlamıştı. Yaz gelince evleri sivrisinekle doldu, ama cibinlikleri yoktu. Karanlık çökünce Erxi, Fengxia'yı serin havada otursun diye kapının önüne çıkarıyor, kendisi de sinekler onu ısırsın diye gidip yatağa uzanıyordu. Evin içindeki sinekler onu ısırmaktan doyunca, nihayet Fengxia'nın gelip uyumasına izin verirdi. Arada bir Fengxia ona bakmak için içeri girdiğinde, Erxi kaygılanır ve onu hemen dışarıya çıkarırdı. Bütün bunları bana Erxi'nin komşuları anlattı. Erxi'ye bir cibinlik alması gerektiğini söylerlerdi. Erxi güler ama bir şey söylemezdi. Sonradan sadece bana söyledi. "Borçları ödemeden cibinlik almak doğru değil," dedi.’
‘Karanlık, çiftliğini sarana kadar yavaş yavaş renk değiştiren gökyüzünü izlemeyi çok severdi babam.Kızım Fengxia ise üç dört yaşlarındayken, köy girişindeki helaya kadar koşup dedesinin tuvaletini yapmasını izlemeye bayılırdı. O sıralar babam gerçekten yaşlıydı. Helada çömeldiğinde bacakları biraz titrerdi ve Fengxia ona sorardı: "Dede neden titriyorsun?"
"Titremiyorum, rüzgar esiyor," diye cevaplardı babam.’
‘Birini sevmek ne anlama geliyor, o zaman? Merak ettim de. Karşındaki kişinin duygularını önemsemiyorsan ve ona iyi davranmıyorsan, gerçekte mutlu olmasını da istemiyorsan buna nasıl sevgi denebiliyor, sence? Belki de farklı tanımlıyoruzdur.’