Düşünce özgürlüğüne kavuşturulmamış bir ülkenin kadını olarak, Türk kadınının sınıfsal çelişkisi konusunda söz söylemek oldukça güç. Çünkü, bugünün Türkiyesi hem çok sınıflı bir toplum, hem de 5. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar onbeş yüzyılı birarada yaşayan bir toplumdur. Ayrıca batı dünyası kapsamı içinde düşünülen; askeri, siyasal ve ekonomik yönden Batıya bağımlı… Ama bir İslam ülkesidir. Bu durum da halkı başka başka çelişkilerle karşı karşıya getirmektedir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Türkiye’nin demokrasiye geçiş sorunu benim öz sorunumdur. Türkiye’nin demokrasiye geçiş süreci çok uzamıştır, kronik bir hastalık gibi çok uzun sürmüştür. Sanıldığı gibi üç-beş yıllık bi sorun değildir bu. Biz, tam kırk yıldanberi bu sorunun içinde yuvarlanıp, debelenip durmaktayız.
İnsanoğlunun türlü tutkusu var, benimki de tiyatro... Tiyatro seyretmesini bilmek de bir hüner, hatta bir sanattır. Hatta bence tiyatro seyirciliği, piyes yazmaktan, tiyatroda oynamaktan çok daha zordur. Öyle piyesler vardır, bu öyle piyesleri öyle bir sahneye korlar, öyle bir oynarlar ki bunları seyretmek, yazmaktan, oynamaktan çok daha zor gelir insana.
Şimdi de kendi kendime şu lüzumsuz suali soruyorum: Kolay elde edilmiş bir saadet mi, yoksa insanı yücelten ıstırap mı daha iyidir? Evet, hangisi daha iyi?