"Altı lamba gibiydik altı ayrı yerinden aydınlatan odayı". Medeniyet icabı iyi geceler denip odalara dağıldıktan sonra, şimdi hiçbirini hatırlamadığım kelimelerle tarif ederdim defterime, kendini aydınlatmaktan aciz altı lambanın yarattığı umutsuz karanlığı.
Annemin öldüğü gün babaannemin elleri çok soğuktu. İkide bir gözlerimi silmeye kalkışıyor, yüzümü okşuyordu.
- Ağlıyordum demek ki. -
Dokunma ellerin çok soğuk diyordum.
Baba neyse de, insan annesinin dokunaklı bir aşk hikayesi olsun istiyor. O hikayenin içinde büyüdüğü rahme işlemiş olduğuna, aşkla beslenerek doğduğuna inanmak, günahkârca bile olsa aşkı tatmış bir kadının çocuğu olmak ne güzel bir duygudur kimbilir.
Ekmel bey insanın gözünün içine bakıyor. Ben karşımdakinin gözlerine dosdoğru bakamam. Buz gibi olurum fazla göz göze kalırsam. İnsan göz göze konuşurken gözlerde başka bir konuşma yürüyor sanki.