"...Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor
Biliyorum gemiler götürmez
Neonlar ve teoriler ışıtamaz yanını yöresini Örneğin Manastır'da oturur içeridek iki kişi
Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
Koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
Geyikli gecenin karanlığında"
...
Eğlendim gerçekten...
Bir cam kavanozda yaşamışlığımla, beynimin içindeki tüm güzel hayallerle, o hayallerin yıkılışındaki şaşkınlığımla...
Kendi kendime çok güzel eğlendim.
Nasıl da meyilliyiz bizi kaygılandıran şeylerden kaçınmaya. Kaçınılmaz bir fırsat oluyor bir anda toplumun kadını edilgen hale getirebilmek için yaptığı teşvikler. . Başarma korkusu nasıl da pes
Bir kadının icine doğduğu ve altında yaşadığı en yıkıcı kültürel koşullar, insanın ruhuna danışmadan boyun eğmesinde ısrar eden; sevecen bağışlama törenleri olmayan; bir kadını ruhu ile toplum arasında seçim yapmaya zorlayan; ekonomik zümreler ya da kast sistemleri nedeniyle başkalarına merhameti engelleyen; bedenin "temizlenmesi' gereken bir şey ya da emirle düzene sokulacak bir tapınak olarak görüldüğü; yeni, olağandışı ya da farklı olanın hiç bir zevk uyandırmadığı; merak ve yaratıcılığın ödüllendirilmek yerine cezalandırılıp küçümsendiği ya da ancak bu kişi kadın değilse ödüllendirildiği; bedene acı verici eylemlerin uygulandığı ve buna kutsal dendiği ya da ne zaman bir kadın cezalandırılsa, Alice Miller ' ın dediği gibi, bunun "onun kendi iyiliği için" yapıldığı, ruhun kendi başına bir varlık olarak kabul edilmediği toplumlarda görülür.