Kokularıyla, mekanlarıyla, kahramanlarıyla bizi içine alan öyküler.
Ekmek kokularına karışan iğde ve akasya kokuları; bozkırdaki mahalle araları, küçük denizi gören evler; tekerlemelerle koşan erkek çocuklar, büyükleri gözlemleyip çocukça aktaran küçük kız, birbirine dert yanan yaşlı kadınlar, kendi kendini anlatan bir hikaye gibi yaşlı adamlar...
12 hikayeden oluşan bu kitap farklı mekanlarda benzer dertleri sunuyor okura. Dert dinlerken de bir anda gülümseyebiliyor hatta kahkaha atabiliyoruz. Öyle hayatın içinden ve öyle gerçek ki aktarılan kapının önüne çıksam o kahramanlara selam verecekmiş gibi hissettim okurken. Kokular zaten buram buram evin içinde.
Öykülerde yazarın okurla iletişime geçmesi, sohbet etmesi; öykülerin gerçeklik hissini güçlendiriyor. Üst kurmaca dediğimiz bu tekniğe postmodern eserlerde rastlıyoruz genelde. Yazarın geri dönüş, iç çözümleme, iç monolog tekniklerini de çok kullandığını görüyoruz.
İlk öykü Foto Şeyda, Baran’ın Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı’ndaki İşlengi öyküsünün sağlamasını alır. İşlengi’yi gerçekten yaşanmış olarak hissettiren bir öyküdür.
Bir Kuru Hayal, başkahramanları enişte ve kayın(Çavuş ve Paşa) olan öykü. Öyküye dahil olan kemancı ve dümbelekçi oğlan sayesinde türkü türkü okuyoruz öyküyü. Çavuş’un kurduğu tuhaf ve hayali anlatı da öykünün temel izleğini oluşturuyor.
Söylerim Sözüm Almıyor, önceki öykünün kahramanı dümbelekçi oğlanın sazını alıp İstanbul’a gelişini anlatıyor. “Neşet Ertaş’a” ithafıyla başlıyor öykü.
Fukaranın Kestanesi Palamuttan öyküsünde kamyon şoförlüğünü geride bırakmış bir adamın tekne yapması ve denize açılma sevdası yer alıyor. Avuçlarındaki motor titremelerini deniz çırpıntısına çevirmek isteyen adamın öyküsü.
Bozulmayan Yazı, mizahi unsurların diğer öykülere göre ağır bastığı bu öyküde yaşlı bir adam