1960-1980 Dinî, mistik-metafizik konulu eserleri ele alan ve Yedi Güzel Adamdan biri olan Rasim Ödenören…
Hayatı daha çok öykücülükle ilerleyen yazarımız “Gül Yetiştiren Adam” eseriyle hikâyeye yönelik ancak ele aldığı konu ve karakterler bakımından romana kayan bir görünüşle karşımıza çıkıyor. Eseri ilk okumaya başladığımda kapağı ve ismiyle beni çok içine çekmişti ancak okurken beklediğim etkiyi veremeyeceğini anladım. İki olay ve iki tarafta da farklı karakterlerin ve birbirlerine zıt iki yaşamın var olduğunu görüyoruz. Bir tarafta Kurtuluş Savaşı’na katılmış ancak kendinin kaldırıldığını düşünen ve bu sebeple kendini 50 yıl boyunca eve kapatıp dış dünyayla bağlantısını koparan sadece ve sadece kendini ibadete verip bahçesinde rengarenk güller yetiştirmeye adayan yaşlı bir adam anlatılıyor. Diğer tarafta ise eserde anlatıcı rolü üstlenen kahraman(isimsiz) ve onun çevresinde Sitare, Çarli, Yavuz, Zelda, Tansel gibi arkadaş grubunun çarpık ve bir o kadar da girift ilişkileri ele alınıyor. Aslında bu eserin Rasim Özdenören tarafından kendi dönemine ve hatta bizim dönemimize de ışık tuttuğunu görüyorum. Gül yetiştiren yaşlı adam savaştan sonra değişen değerleri ve inançları ele alırken diğer kesimde var olan kahraman ve arkadaş grubu ise günümüzdeki dejenerasyonu gözler önüne seriyor. İki kutba da baktığımızda çok zıt ancak iki kutup da kendi dönemini anlatması bakımından çok yerinde. Yaşlı adam savaştan sonra değişen insanlara ve özellikle savaşa sebep olan durumlardan ötürü kendisinin kaldırıldığını ve bu yüzden eve kapanıp kimseye gözükmemenin daha iyi olacağını düşünür. 50 yıl sonra torunuyla beraber bir sabah namazına gittiğinde yıllar içinde değişen halkı, yaşayışı ve inanç sistemini görünce şaşırır hatta bunu namaz çıkışında bir hitabet şeklinde halka anlatır.