Korkmuyorum artık. Yani kızmıyorum. Yani kızıyorum ama o ilk günkü gibi delice değil. Akıllıca. Ne yapacağını bilenlerin sabırlı kızgınlığı var içimde.
Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına karşın yazım tarzı çok akıcı, fakat bazı noktalarda günlük konuşmalara duygu yüklemek adına fazla romantik cümlelerin yer alması pek hoşuma gitmedi.
Kitabın konusu gereği herhangi bir cümleye duygu yüklemek yersiz zira kitap zaten konusuyla duygu yüklü.
Herhangi bir kaç satır ile yaşananları anlatmak yetersiz ve haksızlık olur diye düşünüyorum aslında. Buna Soykırım - Katliam demek az, bunu insanlık suçu bunu herkesin suçu gibi gördüğümden belki de okurken ağlamadan edemedim. Sözcükler ile yada okuyarak onların acılarına eşirmek ise mümkün değil gibi.
Roman baş karakteri Müslüman Boşnak Suada üzerinden anlatılıyor. Herşey Suada ile sevdiği çocuğun bir " Boşnak kahvesi" içmesi ile başlıyor ve sırpların yıllardır içlerinde barındırdıkları intikam duyguları ile devam ediyor malesef. Ne kadar bir katliam yaratılmış olunabilir diye düşünürken her satırda acı iliklerinize işliyor.
Belki de en ağlanmayacak yerde ağlamış olabilirim, kurtuluşlarına bir kaç adım kala esir Boşnakların iki Boşnak askeri ile karşılaşmasında " Bosna'ya hoş geldiniz" kısmı. Ne acılar çektiğini bilen insanlar ile karşılaşmak yurttaşınla karşılaşmak 3 senelik acılarını hafifletir mi?
Okurken tek bir soru geliyor insanın aklına " Neden herkes bu kadar kördü yada kör olmak istedi?"
Boğazınız düğüm düğüm okuyacağınız "bu kadarıda yapılmaz ya" diyeceğiniz bir romana hoşgeldiniz.
İyi okumalar.