“İnsan ancak yalan söyleyeceği zaman konuşur. Ya da gerçekten hiçbir şey söylemeyeceği zaman. İki insan arasındaki en sakat, en eksik iletişim biçimidir konuşmak.”
Farklı bir dünyanın kapısını aralamak istiyorsanız Haruki Murakami okuyarak başlayın. Onun eserleriyle tanıştığımdan beri sayısız olasılıklar dünyasının kapısını araladım. Bazılarına adım attım bazılarına bakakaldım. İşte Murakami böyle bir kalem. Kumandanı Öldürmek romanı yine her cümlesi ile sadece Haruki’nin kalbinden çıkabilecek özellikleri sahip. İki farklı dünya, birbiriyle zıt karakterler, sanat, tarih ve müzik gibi alanların büyülü gerçekçilikle harmanlandığı bir eser. Kahramanımızın ismi romanda asla söylenilmiyor ama bu kahramanda diğer kitaplarındaki kahramanların devamı niteliğindeki özelliklere sahip. Kendine ait bir dünyada yalnızlıkla mücadele eden ve bu yalnızlıkla beraber hayatına müdahil olan; birtakım gerçeküstü ama aynı zamanda gerçek hissettiren olaylar, kişiler karşımıza çıkıyor. Dağ başında bir evde eski bir ressamın evinde çatı katından “Kumandanı Öldürmek” tablosunun bulunmasıyla ilginç olay ve kişiler romana dahil oluyor. Zengin, yakışıklı, gizemli ama aynı zamanda duygusal bir boşlukta olan Menşiki, insanlar için bir ayna görevi üstlenen kalplerinin yansıması olan kumandan ve ilginç konuşması, 13 yaşında olmasına rağmen romanın en zeki karakterlerinden birini olan Marie Akikava ve elbette olayların başlangıcını resmeden gizemlerle dolu bir hayat yaşayan ressam Tomohiko Amada. Karakterlerin her biri bir duyguyu temsil ediyor ama aynı zamanda her biri çemberin bir köşesinde duruyorlar birbirini tamamlamak zorundalar. Gece yarısı kuyudan gelen çan sesiyle başlayan olaylar; portreler, idealar, metaforlar, yer altı dünyası ve en sonunda kumandanı öldürmekle son buluyor. Çember kumandan ile başlayıp kumandan ile son buldu. Gerçek ile hayalin iç içe geçtiği bu dünya için teşekkür ederim Murakami. Ve evet bence de kumandan gerçekten vardı. O tuhaf