Kant’a göre, deneyde bilen özne, tamamen pasif, sadece alıcı bir durumda değildir.Deney yapanın deneyde pasif bir biçimde dışarıdan aldığı şey, yalnızca deneyin malzemesi veya hammaddesidir.O, bu maddeye, kendisinden gelen bir takım düzenleyici, organize edici formları uygulayarak onu belli bir şekil ve yapıya kavuşturur.Bu düzenleyici formlar, örneğin, uzay ve zamandır.
O halde, uzay ve zaman, insanın dış dünyadan, deneyden aldığı tasarımlar değildir; tersine, insanın deneye eklediği, kattığı, deney malzemesini kendilerine göre düzenlediği düzenleyici kalıplardır.Biz uzay ve zamanı görmeyiz, uzay ve zaman ile görürüz.
Nedensellik ilkesi, her olayın bir nedeni olduğunu, evrendeki olayların birbirlerine birer neden ve eser olarak bağlı olduğunu düşünmemiz ve söylememizin temelinde olan ilkedir.Hume, bu ilkenin bize deney tarafından verilmiş olmadığını ortaya koyar.Eğer Hume’un düşündüğü gibi her türlü bilginin kaynağı deneyse ve eğer bu ilke bize deney tarafından verilmemekteyse bundan çıkacak sonuç, bütün bilimlerin ve hatta gündelik deneyimlerimizin temelinin pek sağlam olmadığıdır.
…Descartes, sonunda her şeyden şüphe etmenin mümkün olduğu, ama şüphe eden insanın, şüphe ettiği anda, şüphe ettiğinden şüphe etmesinin mümkün olmadığı görüşüne varır.
Öte yandan, şüphe etmek bir tür düşünmektir.O halde, şüphe eden insan şüphe ettiği anda düşünmektedir.Düşünmek ise var olmayı gerektirir; çünkü şüphe etmek için, şüphe eden bir varlığın olması zorunludur.Böylece, Descartes, kendisinden şüphe edilmesi mümkün olmayan, kesin bir ilk bilgiye varır: “Düşünüyorum, o halde varım(Cogito ergo sum).” Bu, görüldüğü gibi şüpheden bilgiye geçiştir.
Başka bir çok filozofta da şüpheciliğin, kendisinden karar kılınan, kendisinde kalınan ve daha ileri gidilmeyen bir nihai amaç olarak benimsenmediğini; tersine, şüphenin, şüphenin kendisini ortadan kaldırmayı amaçlayan bir yöntem, bir araç olarak kullanıldığını görmekteyiz.
…felsefi bakımdan sağlıklı bir tavır olarak şüphe, bizzat felsefenin ruhunda vardır ve yine bu anlamda her filozofun felsefi bir tavır olarak belli ölçüde şüpheci olduğunu söylemek mümkündür.Kant, bu tavrı “gerekçeleri, temelleri olmadığı sürece herhangi bir görüşü, iddiayı kabul etmeme” tavrı olarak tanımlamaktadır ki birçok felsefeci ile birlikte bize göre de bu tavrın en iyi örneği kendi zamanının Atina’sının dinsel, bilimsel, ahlaksal, siyasal görüşlerini, inançlarını, âdet ve geleneklerini acımasız bir şekilde eleştiren ve bütün bu eleştiri-öncesi görüşlerin doğruluk iddialarına karşı alaycı bir tavırla “Tek bir şey biliyorsam, o da hiç bir şey bilmediğimdir”, diyen Sokrates’tir.Sokrates’in bu sözüyle söylemek istediği şey; bütün bu inanç, âdet, gelenek, görüş ve sanıların aslında hiçbir bilgi değerine sahip olmadıklarıydı.