…bir örnek olarak Amerikan filmlerindeki mahkeme sahnelerinde tanığa ettirilen yeminleri verebiliriz: Bu yemin, bilindiği gibi, Türkçeye bazen, “doğruyu, yalnızca doğruyu söyleyeceğime…”, bazen ise “gerçeği ve yalnızca gerçeği söyleyeceğime…” şeklinde çevrilmektedir.
Bu örneklerde aslında doğrusu birinci, yani tanığın yalnızca “doğru”yu söyleyeceğine yemin etmesi veya ona bu şekilde yemin ettirilmesidir.Çünkü “gerçek” asla söylenemez:Gerçek, söylenen şeyin, iddianın konusu olan şeydir ve dış dünyada, nesnel dünyada bulunur.Örneğin “Güneş”, “havanın sıcaklığı”, “yağmur yağması” bir doğru değildir, bir gerçektir.Ama Güneşin var olduğuna, havanın sıcak olduğuna, dışarıda yağmur yağdığına ilişkin sözümüz, beyanımız “doğru”dur(veya eğer dış dünyada bir Güneş yoksa, hava sıcak değilse, yağmur yağmıyorsa “yanlış”tır.)
O halde doğruluk zihin, zihinde bulunan veya zihnin ürettiği bir şey, teknik deyişle “önerme” ile ilgilidir:Bir önerme doğru veya yanlış olabilir ve ancak bir önerme böyle olabilir.Buna karşılık gerçeklik veya gerçek-olmama, önermenin konusu olan şeyle, özneye “dıştan” olan şeyle ilgilidir.Bu şey veya bir olgu ise doğru veya yanlış olamaz.O ya vardır ve gerçektir ya da var değildir, öyleyse gerçek de değildir.