Aramızda hiçbir zaman sevgi üzerine tek bir söz edilmemiştir; ancak o benim üzerimdeki etkisini hissediyordu ve bu etkiyi ilişkilerimizde bilinçsiz, fakat zalimce kullanıyordu; bense içimdeki her şeyi ona ne kadar açıklamak istersem isteyim; açıkyüreklilik göstermeyecek kadar korkuyordum ondan; ilgisiz görünmeye çalışıyor ve ses çıkarmadan ona boyun eğiyordum.
İnsanların duygularını etkili bir şekilde ifade etmeyi öğrenmesi engellendiğinde, duygusal deneyimler zarar verme potansiyeli taşıyan biyolojik olaylara dönüşür. Söz konusu öğrenme çocuklukta gerçekleşir veya gerçekleşmesi engellenir.
Kontrolcü kişilikte var olan şey derin bir anksiyetedir. İhtiyaçlarının karşılanmadığı algısına sahip bebek ve çocuk, her bir ayrıntıya ilişkin kaygı duyan obsesif bir başa çıkma tarzı geliştirebilir.
Karşılanmayan ihtiyaçlara sahip olmak veya başkalarının ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kalmak artık stres yaratan bir unsur olarak yaşanmaz. Normalmiş gibi gelir. Artık kişi tamamen savunmasızdır.
Çocuklukta psikolojik sınırların bulanıklaşması, yetişkinlikte yaşanacak fizyolojik stresin önemli bir kaynağını oluşturmaktadır. Muğlak kişisel sınırlara sahip insanlar sürekli stres yaşadığı, zira başkaları tarafından haklarına tecavüzde bulunulması bu insanların gündelik deneyimlerinin daimi bir parçasını oluşturduğu içindir ki, vücudun hormon ve bağışıklık sistemleri üzerinde süregiden nitelikte olumsuz etkiler ortaya çıkmaktadır.