-Hikaye ilk olarak Büyük Dünya adında, insanların hislerini yitirdikleri bir gezegende başlar. Yoğun bir distopya vardır. Bizim de içinde bulunduğumuz ve kaynağındaki yoksunluğu bizzat ellerimizle yoğurduğumuz bu distopya, en başta ilerleyen teknolojinin bir yansımasıdır. Büyük Dünya'nın hissedemeyen yarı insanları, bir süre sonra yeni bir gezegen keşfeder ve ona Küçük Dünya ismini verirler. Küçük Dünya'da tanrının ilk insanlarının yaşamı, 'kutsal' hisleri ve yaşam mücadelesi bulunduğu için, bu bir bakıma yarı insanlara ütopya gibi görünür; titiz bir çalışma ile seçmeler başlar.
Seçmelerin amacı Büyük Dünya'da hala hisleri ölmemiş insanları keşfetmek ve onları Küçük Dünya'ya ulaştırıp bir kıyas oluşturmak, yeniden hissetmek için gerekli verileri toplamaktır. Daha sonra birbirinden absürt sekiz karakter; Pitsim Garı'na En İyiler ismiyle uğurlanır ve uçan otobüs ile Küçük Dünya'ya yola çıkarlar. Kahramanlarımızın isimleri; Bay Müdahale, Bay Mutedil, Topal Solucan, İstifçi Hanım, Bay Velvele, Düşünemeyen Adam, Ayran Gönüllü ve İhtiyar Melun... Bu esnada otobüsün şoförü olacak kişi de Zibidi Mibidi ismindeki ünlü spikerdir.
-Böylece dokuz kişi, gökyüzünde uçarak gezegen değiştiren En İyiler, Küçük Dünya'ya varırlar ve maraton başlar. Kendilerini birden gerçek tarihi sahnelerin içinde bulan absürt kahramanlar, 1215 yılında İngiltere'den başlayarak dünyanın dört bir yanında, bambaşka ülkelerde ve tarihlerde fantastik bir yolculuk yaparlar. Bir zaman makinesi standardında işleyen deneyimleri, onları her uyudukları yerde yüz sene ileri taşır. Kimi zaman İspanya'da bir engizisyonda, kimi zaman Almanya'da bir kalede kimi zaman da Ceneviz'de vebanın içerisinde, çeşitli zorluklarla karşılaşırlar...
Bazen matbaanın icadını yeni bir kulak olarak duyar, bazen de Galileo Galilei'nin
"Eğer bir adam şanslıysa başına gelecek iyi şeylerin boyutlarını önceden bilmek mümkün değildir. Onu Fırat Nehri'ne atın, yüzerek çıktığında elinde bir inci tanesi olur."
Zamanım diyorum, gri bir renk kuşağının altında geçiyor.
Bu telaşı, ıssızlığı anlatmak için kelimeler yazıyorum.
Her biri ayrı ayrı tanrısını arıyor.
Ama yok; avunmak mesele.
Gerçeği inkar eden bir cümlenin dini olur mu?
Gürkan Kadıoğlu