Bahsedilen konu ölüler evinden anılar kitabından diye paylaşılır ama kitap da konu şu şekilde geçer; " Akşam, öğleden sonraki işten hapishaneye yorgun dönünce, beni yine derin bir üzüntü sardı. “Önümde bunun gibi daha kaç bin gün var, kim bilir?” diye düşündüm, “Hep aynı, hep birbirine benzeyen günler!” Ortalık kararınca, tek başıma koğuş binasının arkasındaki duvar boyunca dolaşmaya başladım. Birdenbire bana doğru koşan Şarik’i gördüm. “Şarik” hapishanemizin köpeğiydi, askeri bölüklerde ve topçu bataryalarında bulunan köpekler gibi bir köpekti. Çok eskiden beri hapishanedeydi, kimsenin malı değildi. Herkesi sahibi biliyor, mutfak artıklarıyla besleniyordu. Şarik, beyazla karışık siyah tüylü, irice, henüz pek yaşlı olmayan, zeki bakışlı, kuyruğu tüylü bir köpekti. Onu kimse sevip okşamaz, umursamazdı. Hapishaneye geldiğim ilk gün sırtını okşamış, elimle ekmek vermiştim. Severken uslu duruyor, yüzüme tatlı tatlı bakıyor ve memnuniyetini belirtmek için kuyruğunu sallıyordu. Şimdi de beni –yani birkaç yıldır onu okşamayı ilk defa akıl eden insanı– uzun zaman göremeyince mahpuslar arasında dolaşarak aramaya başlamıştı, koğuşun arkasında karşılaşınca hafifçe inleyerek bana doğru koştu. Birdenbire, bana ne oldu bilemiyorum, ama köpeğe sarılıp başını göğsüme bastırdım ve öpmeye başladım; Şarik ön ayaklarını omuzlarıma koymuş, yüzümü yalıyordu. “İşte kaderimin bana yolladığı dost!” diye düşündüm ve o günden sonra da bu ilk ve en ağır gelen acıklı dönemimde, her işten dönüşümde, koğuşa girmeden hemen koğuşun arkasına gitmeye başladım; orada, sevincinden önümde ince bir sesle inleyip boyuna zıplayan Şarik’in yanına çömelir, başını ellerimle sararak öper, öperdim. Bu anlarda bütün varlığımı hem tatlı, hem de azap veren tuhaf bir duygu kaplardı. Duyduğum bu acıdan adeta övündüğümü hâlâ unutmam; bütün dünyada beni seven, bana bağlı olan tek bir yaratığın sadık dostum Şarik olmasıyla övünürdüm." Size tavsiyem özellikle bu sayfada gördüğünüz alıntıları paylaşmadan önce kaynağının doğruluğunu teyit edin. İyi okumalar dilerim.