Özgür olduğunu sanan bir ruhun, aslında yarım yamalak bir özgürlükle yaşadığı gerçeğini hüzünle bulan Zorba..
Hiçbir zaman bitiremeyeceği yolculuğunun elinde olmadan bitmesine öfkelenen, öfkelendikçe kahkahalarla gülen..
Çok şey görmüş, yaşamış, özümsediği yolda “insanlığa giden yolda yürümeyi” seçmiş bir ihtiyar. İhtiyar dediğime bakmayın -asla kabul etmezmiş, hatta utanırmış bundan- ruhu 20’li yaşlarında, her gün öğrenen ve her gün hayatı yeniden yaşayıp görebilen koca bir ruh..
Kaç insan vardır, hatta kaç çıtır genç de ilk kez görüyormuş gibi bakabilen dünya nimetlerine; çiçeklere, yıldızlara, gökyüzüne, denize, toprağa..
Ne şanslıdır, her yeni günün huzurunu yaşamayı bilip, ciğerlerine tatlı kokular çekmeyi, kulaklarına hoş ezgiler sığdırıp ruhunu beslemeyi bilen.
Aşk olsun, alabildiğince kullanabilen deliliğini ve içinden geldiği gibi raks edebilene aşk...
İnsan ruhu huzur arar, bulmuşsa ne âlâdır; bulamamışsa, görememişse, hissedememişse vay haline!
Zorba bulmuş, görmüş, hissetmiş.
“İnsanlığı bulmak, insan gibi yaşamak, insan olabilmek” bunların parayla satın alınamayacağına, bu yolun inanmaktan geçtiğine olan inancını tümüyle hissettiren ruhun sonsuza dek var olsun.
Her yeni günün sırrına tamamiyle eremediğimiz için özgürlüğümüzün gerçekte ne olduğunu, neden yaşadığımız, neden unutup hayata daldığımız, neden ölümsüz olamadığımızın sonu gelmez veryansınıydın sen Zorba!
Neden bu kin, bu nefret, ne içindi?
Kime çabalayıp çalıştığımızın, anlamlandıramadığımız bir boşluk olarak doğup öleceğimizin sözlü sırrı gibiydin.
Sırlarda buluşmak dileğiyle..
İyi ki geldin ve gittin hayattan.
İyi ki Zorba..
Değerdin gözyaşına ..
Çiçek sularıyla beslenen ırmaklarda ruhun yıkansın.