Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın deviriydi hem şüpheciliğin; hem aydınlık hem karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam aksi istikamete-özetle; şu an içinde bulunduğumuz döneme öyle benzer bir dönemdeki dönemin, sesi en çok çıkan otoriteleri bugünler hakkında-olumlu anlamda da, olumsuz anlamda da-ancak ve ancak“en “sözcüğü kullanılarak konuşulabileceğini iddia ediyorlardı. 
Güvenle mi? Hayır hiçbir ilişkinin amacı bu olmamalıdır. İki kişi arasındaki bağa en çok zarar veren şey risklerden uzak yaşamak yeniliklerden uzak durmaktır. Aradan geçen yıllara rağmen birbirimizi şaşırtmayı becerebilmemiz gerekiyor.
“Ben de kilitliyim Selçuk. Mutsuzluk çok kötü kilitliyor adamı. Müslüman mutsuzluğu diye bir şey var biliyor musun? Kafanın içindeki dünyayla dışındaki dünya birbirine uymuyor. Eskiden şöyleydi böyleydi, peygamber efendimiz böyle yapardı… Resmen çölü özlerdi babam. Hayatında bir kere bile çöl görmemiş, çölü hayal ederdi. Kendi hayatına bakmaz sahabelerin hayatını yaşamak isterdi. Hani kerpeteni bulmaya üşenince dişlerinle sökmeye kalkarsın ya, öyle düşün. Çekiç varken taşla çivi çakmak gibi. İlk kaynağa dönerdi hep. Öz öz öz. Bir kerede, şey şey şey de be adam. Yok! Ben de babamın peşinden gittim. Boynum kıldan ince… Yirmi beşime kadar hiçbir şeye şey demedim. Şey diyenler de, başkalarının bulduğu şeylerin delilini arar kitapta. Hayatında bir kere bile radyonun nasıl çalıştığını merak etmemiş adam, tutar kuranda ses dalgalarının delilini arar. Kuran zaten söylemişti der sonra. Ha evet söylemişti! O yüzden icat etmek aklımıza gelmedi. Mesele ne biliyor musun, Allah yetmiyor Müslümana. Hala Kur’an’da mucize arıyor. “