İnsan yalnızlığa yazgılı bir varlıktı. Benim içime dokunansa insanın yalnızlığa yazgılı bir varlık olması değil, yazgısını bu kadar derin bir yerden bilmesiydi. İnsan, öleceğini bilen tek canlı olduğu gibi, yalnızlığının bilincinde olan tek varlıktı ve ömrü tıpkı ölümü inkâr etmeye çalışmak gibi yalnızlığını inkâr etmeye çalışmakla geçiyordu.
Bizim olan her şeyin ve yaşantımızı değiştireceğini umduğumuz bütün mucizelerin bittiği yerdeydik, hayat bizi dışarı itmiş, eksik kalan hikâyelerin içinde mutlu gözükmeye çalışmak ruhumuzu yormuştu. Bütün hırçınlığımızla geçmişe saldırıp elimize geçirdiğimiz günah keçilerini sarp ve yalçın kayalardan aşağı fırlatıp kendimizi temize çekmenin yolunu arıyorduk.
Yalnızlık insanın kendisiyle en uzak mesafesidir. Kısacık bir yalnızlık anına bile bütün hatıralar sığabilir. Geçmişin o kalabalığında, uğultulu hengâmesinde kendinle baş başa kalabilmek imkânsızdır.