Kitabı ikna olmak için değil felsefi bir düşünce ürününü salt haliyle okuyup beğendiğim lezzetleri kendi düşünce bütünlüğüme katmak niyetiyle okudum. Önce sunulan bu ürünün ne olduğundan özetle bahsetmek istiyorum.
" Gerçekte varoluşçuluk, her şeyden önce, bir felsefi öğretidir. Başlıca iki kanadı vardır: Karl Jaspers ile Gabriel Marcel öğretinin Hıristiyan kanadını, Heidegger ile Sartre tanrıtanımaz kanadını temsil ederler. Ama ikisinin de çıkış noktası aynıdır: Varlık özden önce gelir; yani, insan üstüne düşünme öznellikten kalkılarak yürütülür. Klasik felsefeye göre, Tanrı insanı yaratmazdan önce özünü ortaya koymuştur: Sanatçının kafasındaki kavrama göre bir şeyi yapması gibi... Özün varoluştan önce gelmesi düşüncesi 18. yüzyılın felsefesinde de Tanrı inancının yaşamasını sağlamıştır. Varoluşçuluğun tanrıtanımaz kanadı ise varoluşun özden önce geldiğini kabul ettiğinden, tanrısızlığın bütün
sonuçlarını üstlenmektedir. Ona bakılırsa, "insan doğası" diye bir şey yoktur; insan kendini nasıl yapıyorsa öyledir. Böyle düsünenler için;
~İnsan özgür olmaya mahkumdur.
~İnsan yeniden bulunabilir.
~İnsan başkasına göre kendisini seçer.
Değinmeye değer bulduğum bir diğer savunulan düşünce de davranışta özgür olan insanın bireysel özgürlüğünün bağlantıda olması sebebiyle diğer insanların özgürlüğünü de içermesi gerekçesiyle oluşan sorumluluk eylem ve beraberindeki sorumluluk bilinci. "
Şimdi bi bütün olarak baktığım zaman klasik bir
elma var diyenin armutun varlığını çürütme çabasıydı şahit olduğum. Çünkü " Varoluş özden önce gelir. " öğretisi, klasik felsefedeki " öz varoluştan önce gelir" öğretisi ile çelişmez. Çünkü Tanrı (Allah ) evreni ve özü önce tasarlamış önce insan tanımını yapmış ve irade etmiştir sonra var etmiştir, öz varoluştan önce gelmiştir. Kilit şurasıdır ki