Sen yadeller dünyasında ne ariyorsun yabancı.
Hangi baharda çiçek açmış gönlünde ki kışın soluyorsun gökyüzünde.
Biraz daha ağlarsan kar taneleri akar seninle.
Bir bahar daha gelmez mi sanırsın.
Savaşa girmiş gönlünde.
Ve hangi bahçe ki açmamışsa çiçeğe gönlünü.
Bilki bahçeler soldu kimsesiz derinlerde.
Ve hangi dar ağacı yıkılacak ve hangisi kurulacakki adap olan gönlün huzur bulacak.
Solmadan yaprakların, çizdiğin çiçek taneleri akın akın.
Bir bahar daha gelir üzülme sakın.
Tüm duygusuzlara karşı duygunu yitirme sakın.
Bırak onlar sarmas dolas ve duygusuz olsunlar.
Sen bahara ve bahçeye bütün çiçeklerini aç.
Rabbin huzurunda biraz daha dolaş.
Aurelia öldü.
Yazar, eski sevgilisini kocasıyla ve çocuklarıyla mutlu mutlu piknik yaparken gördüğünde intihar etti. Her meyveyi yediğinde tatlılığından çok acısını aldı ve gezgin yaşadığı dünyadan kendini bir uyku vasıtasıyla sürgün etti.
Söylediklerim bir güzel yakıştırma değil şairin kendisini azad eden itikada teslim olunuşu. Aurelia aşkı ve ateşi temsil eder. Yaşam ateşi hiç bu kadar yakın olmamıştı Nerval'a.
Şiir niteliğinde gerçek-hayal karışımı bir kitap benim için eğlenceli. Türkiye, suriye ve batı avrupanın izleri kitapta çok silik olsa da fark etmek mümkün.
Sevgiler...