Çağlardır insanın aklını meşgul eden zihin-beden düalizmi, Descartes tarafından sistematikleştirilmiş; ancak Nerval tarafından sahiden de tecrübe edilmişti. Bu müthiş raporlama yeteneğine sahip yazarın gezdiği alemlerden bana aktardıkları öylesine yoğun düşüncelerdi ki, kafamdaki düşünceler dinlediğim müziğin, çevremdeki insanların seslerini, yüzlerini, bedenlerini - bütünüyle varlıklarını bastırmaya başlamıştı. Sanki zamandan ve mekandan azad edilmiştim de sonsuz yıldız ışıklarının açıldığı bir girdap içinde, düşüncelerin patlayışının çıkardığı kuvvetle bilinçsiz bir nesne gibi ilerliyordum. Artık kafamdaki düşünceleri bastırmak elimden gelmiyordu. Artık yokluğu yüzünden epeydir acı çektiğim ilham, beynimin içine, geri kalan her şeyi müthiş bir çekim kuvvetiyle çekip, kendini zorla tıkıyordu. Ancak gördüğüm şeyler, büsbütün yazıya herhangi bir kültürün herhangi bir dilinde aktarılabilecek şeyler değildi. Uzunca zamandır, gerçeklerde düşlerimi kurmaya çalışmış ve birçok kez hayal kırıklığına uğramış ben, nihayet bunun beyhudeliğini kavrıyor ve yaşadığım sayısız alemdeki anıların hasretini çekiyordum. Hiçbir şey ilgimi çekmiyor gibiydi, yalnızca rüya görmeye devam edebilmeme olanak sağlayacak zaruri ihtiyaçların tatmini yeterliydi. Kendimi, bu yazıtları okumadığım zamanlarda, bağımlılıktan muzdarip biri gibi hissediyordum ve kafamın içindeki düşünceler kulaklarımdan, burnumdan ve ağzımdan fışkırmaya varacak raddeye geliyordu. Sanki bir an olsun kendimi bu düşüncelerin içinde bulmazsam, o düşünceler onlara ihanet etmişim gibi beni pençeleriyle kendilerine doğru çekiyor ve bu sefer bu işi gönüllü yaptığımda duyduğum şevkten ziyade ıstırap dolu bir serüven yaşatıyordu. "Kimse kurtaramaz artık beni." diye iyiden iyiye düşünmeye başlamıştım. Nerede sona erecekti gördüklerim