Kemal Tahir'in tarihe adını yazmış romanı Devlet Ana'yı herkes okumalı, her yeni nesle aktararak okutmaya devam etmeli. Gerçek bir romanın nasıl olması gerektiğini göstermek için ders kitabı olarak da kullanılmalı. Sadece tarih romanları yazan kişiler için değil, her türde romanlar yazan kişiler için eğitici bir kitap olarak görülebilir. Yerli edebiyatta ne kadar büyük eserlerimiz olduğunun en büyük kanıtlarından birisi de diyebiliriz.
Hikâyenin uzun soluklu ve bambaşka bir açıdan başlayan anlatımı geniş bir açılım yaparak ilerledikçe ilerliyor ve kitabın sonu yaklaştıkça açıldığı noktaları geriye doğru toplayarak tam da başladığı noktada, yine aynı bakış açısını da merkeze alarak bitiriyor. Karakterlerin gelişimi, hikâye doruk noktasına eriştiğinde oldukları nokta, finale geldiğinde aldıkları yeni şekil dikkate değer. Onların düşüncelerini ve fikirlerindeki çeşitliliği çok iyi veriyor, başlangıçtaki yerinden bitimdeki yerine uzanışını ince ince işleyerek bittiğinde okurun derin bir nefes almasını sağlıyor.
Bütünlüken bahsettik, karakterlerden bahsettik, kahramanın yolculuğunu da unutmamak gerekir. Bunun da ötesinde, ana karakterler kadar yan karakterlerin de birbiriyle etkileşimi ve konu olduğu tarih sayfasındaki yerini sıkı sıkıya sahiplenişi dikkaye değer. Devlet Ana'nın sıkı sıkıya tuttuğu kamçısıyla kitabı da, tarih sayfalarını da verdiği şekli yine aynı kamçının konuşmasıyla kendisine verdiği final muazzamdı diyebilirim.
Kitap sadece tarihi değil, edebiyatı da okura anlatıyor. Okuru edebiyat ve tarih ekseninde harmanlarken Türk dilini de içine katıyor. Bir güzel şekillendiriyor.
Dönemin dilinin günümüz Türkçesine yedirilmesi ve okurun bunu okurken hiç ama hiç rahatsız olmaması, günümüz Türkçesine rağmen kendini o dille konuşabilirmiş gibi hissetmesi de çok