Başlarında “ne oluyoruz?” diye merak içinde kaldığım, ortalarında gizem ve heyecan unsuru artan, sonlarına doğru büyük bir boşluk bırakan o distopya.
Ögeleri bakımından göz önüne alındığında; korku
gizem
totaliter rejim
geçmişin tahrip edilmesi
bireyselliğin engellenmesi
aile kavramının yok edilmesi
Sorgulayan, araştıran ve çıkarımlarda bulunmayan bireyler
Sorgusuz kabullenme ve otoriteye koşulsuz itaat ‘i içinde barındırmasına rağmen; kurgunun tam olarak derinleştirmememesi, mantık hataları, temellendirilememiş kurallar/ inanışlar ve okuyucuya o dünyanın genel olarak kabul edilmiş ilkelerini anlamayı sağlayacak tarihsel geçmişin yeteri kadar aktarılmaması sebebiyle yer yer eksiklikler vardı.
Benim için distopyaların şahı 1984 romanıdır. Onunla karşılaştırdığımız zaman Amatka 6/10
kitaptır.
Neden okuduğumu anlayamadığım kitap. Sözde bir distopya yalnız farklı hiç bir şey yok. Yazar gerçekten neyi farklı buldu bilmiyorum .Şuan ki dünya ordakinden çok daha distopik!!
Çok beğenilen kitap fakat bana çok ağırdan anlatıyor geliyor.Su doldururken damlacıklar ahenklen dans ediyor.Dans eden damlalar su oluşuyor. Sadece Aslinda su içicek oysaki :) :)
#okudum
.
Merhaba dostlar
.
Amatka, İsveç edebiyatından bir distopya. Bilinmeyen bir zamanda, bilinmeyen bir yerde, eski dünyadan gelenlerin kurduğu beş koloni vardır. Başkent okarak görülen Essre'de yaşayan Ajna, hijyen malzemeleri kullanımı konusunda araştırma yapmak için Amatka'ya gönderilir
.
. .
İnsanların, dünyalarındaki her şeyi isim vererek var ettikleri bir dünya bu. Mesela kaleme belli aralıklarla "kalem" demek veya her şeyin üzerine isimlerini yazmak gerekiyor. Yoksa şekillerini kaybedip balçık gibi bir şeye dönüşerek bozuluyorlar. .
İnsanların yaşam, üreme v.s. şartları Mülksüzler'i, koloniler ise Açlık Oyunları 'nı çağrıştırdı biraz. Fikir okarak iyiydi, dili akıcıydı, sürükleyicici. Fakat çok şey havada kaldı.
.
.
.
Karin Tidebeck'i bir arkadaşımın önerisi ile tanıdım diyebilirim. Öncelikle Zeplin'i, ardından da Amatka'yı okuduktan sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki kendisi yeni akım Weird türünü taçlandıran bir yazar.
Benim için Zeplin'in yeri bir başkaydı. Tüm derleme içerisinde yer alan öykülere dönüp baktığımda özellikle "okuduğum en iyi öyküler" arasında zirvelere yerleştirebileceğim en az dört öyküyü rahatlıkla işaret edebilirim.
Bu vesileyle, çok geçmeden başladığım Amatka ise neredeyse Zeplin'deki o hikâyelere yakın bir kalitede diyebilirim. Bir roman ile öyküleri kıyaslamak ne kadar doğru olmasa da okura hissettirdikleri babında ve bahsi geçen eserlerin tamamının aynı yazarın kaleminden çıkmış olması vesilesiyle bunu yapma ihtiyacı duydum.
Amatka, ana hikâyesi ve üzerine kurulduğu fikir ile çok çok iyi olan bir roman diyebilirim. Kötü olmasa da kitabın geri kalanına kıyasla hızlı ve imgesel bittiğini düşündüğüm finali ortalamanın biraz üstünde kalarak ağzımızda hafif "tuzlu" bir tat bıraktı. Yine de bu türde romanlarda (tuhaf kurgu) her şeyin net verilmeyeceği, okurun zihnine ve türlü arka mantık düzlemlerine bırakıldığı, hatta sürreal ve imgesel mantıkların ancak ve ancak okur tarafından düşünerek ve kurgulanarak oturtulabildiği anlatımlara alışık olmak gerekiyor. Gönlümden geçen final daha maddeseldi diyebilirim ama bu kesinlikle Karin Tidbeck'in eserini itinayla yerleştirdiği Tuhaf Kurgu türünden eseri çıkartacak bir final olacaktır. Bu açıdan düşününce de Karin Tidbeck'in ne kadar da yolunu iyi çizen, yaptığı işe hakim bir yazar olduğunu görmüş oluyoruz.
Mevcut finali ile baş karakterinin çok çok az etkinlik gösterdiği gerçeği de var. Bize distopik bir yerleşkedeki sıra dışı olayların nihayetinde bulacağı durumu anlatan ve onu sadece bir parçacık hızlandıran
Arka kapak yazısından çok etkilenerek okumaya karar verdiğim Amatka, benim içim büyük bir hayal kırıklığı oldu. Yazarın kurgulamaya çalıştığı fikir bence harika. Dilin gücü ile nesneleri şekillendirebilmek? oldukça havalı. Tabii böyle yaratıcı bir fikri yazar ne yazık ki 'balçığa' çevirmiş.
Vanja isimli karaktere karşı okur olarak hep nötrüz, hatta kitaptaki tüm karakterlere nötrüz çünkü kitaptaki karakterler o kadar yüzeysel verilmiş ki hiçbirine ısınamıyoruz, kimsenin hikayesini tam anlamıyla öğrenemiyoruz ve sürekli bir yarım kalmışlık hissiyle boğuluyoruz.
Amatka, Vanja'nın merkez koloni Essre'den işi gereği Amatka'ya gitmesiyle başlıyor. Vanja'nın iş yerine yazıp gönderdiği raporlar sayesinde Amatka halkının hijyen alışkanlıklarını öğreniyoruz. Neyse devamında ne olduğunu değil de nelerden yakındığımı anlatayım. İlk 50 sayfa normal giderken devamında bir türlü olaylar gelişmiyor. Gelişse bile yazarın bunu etkileyici bir şekilde yapabildiğini düşünmüyorum. Evet bir şeyler oluyor ama kitaba girmekten o kadar uzağız ki ne anlayabiliyoruz ne tepki verebiliyoruz. Kurulan düzenin temeli yok, neden beş ayrı koloni farklı yerlere dağıldı, Vanja'nın yarım yamalak verilen geçmişi, eski dünyaya ne oldu..... Bir ton şey havada kalıyor. Ayrıca arka kapakta kitaba vurulmama sebep olan dil ile eşyaları şekillendirme olayı çok daha güzel , daha farklı, daha uzun işlenebilirdi. Keşke Karin ablamızın elinde harap olmasaydı demekten kendimi alamadım. Evet sayfa 200 küsürlere geliyoruz kitapta ara sıra bir şeyler oluyor ama yarım yamalak anlıyoruz tabii. Son bölümse tam bir curcuna her şey bir anda oluyor ve biz hiçbir şey anlamıyoruz. Zaten yazarın 'özgürleşen insan' dediği şeye verdiği şekil o kadar saçma ki offff anlatamıyorum derdimi bir türlü. Eğer son bölüm daha açık ve
Karin Tidbeck ‘in yarattığı bu distopya, Mülksüzler (ursula k. le guin)’i okuduysanız kitap size pek tat vermeyecektir zira onun kötü bir kopyası gibi...
Yıllar yıllar önce bir grup insan eski dünyayı terk edip kendilerine yeni, “ideal” bir toplum kuracakları bir yere gelirler ve yıllar yıllar sonra buraya gelen bir yabancı (hijyen ürünleri pazarlamanın yolunu aramak için) bu dünyayı keşfe çıkar. ideal toplumun hiç de ideal olmadığı bu şekilde ortaya çıkar ve ütopya distopyaya dönüşür.
Farklı bir Fahrenheit ve 1984 harmanı olmuş. Amatka'da her şeyi dil ile inşa ediyorsunuz ve inşa ettiğiniz şeylerin varlığını sürdürebilmesi için de sayım yapmalısınız. Yoksa saymadığınız varlıklar balçıklaşarak yok oluyor.
İlk 50 sayfa barajını aştığınızda (ki bu benim bilimkurgu barajım) hikaye açılmaya başlıyor ve kendinizi o zaman kitabı anlamaya başlamış hissediyorsunuz.
Kitap bir yapışın ve bozuşun hikayesiydi. Vanja bir müjdeci olarak karanlığı aydınlatıyordu fakat her müjdeci gibi onun da bir çile çekmesi gerekiyordu. Dille inşa edilen dünyada ona yapılan müdaheleyle artık anlamlı sözcükler kuramaz hale getirilmişti. Çünkü onu bir isyancı veya devrimci ilan etmişti Amatka komününün yerlileri.
Amatka bilimkurgu bakımından 10 üzerinden 8'lik bir hikaye oldu benim için. Anlatı bakımından çok daha iyi olabilirdi. Betimlemeler daha çok artırılabilir ve kitabı daha iyi anlamamızı sağlayabilirdi.
Distopya olan ve normalde çok sevdiğim bir tarz olan kitabı okurken acikcasi çok zorlandım. Zaman zaman bırakıp tekrar başladım ve sonuç çok uzun sürede bitmesi oldu. Üzülerek tavsiye edemeyeceğim. Ama belki sizlerin hoşuna gider. Sakın almayın diyemem asla bir kitabı. Kitaba verilen para hiçbir zaman boşa gitmezz. İyi okumalar.
Beğenmedim. Bir türlü konunun toparlanamayışından tutundan da Vanja'nın amacını bir türlü gerçekleştirememesine kadar hep bir zorlama ile okudum diyebilirim. Bunun yanında ne Essre ne de Amatka'nın, daha doğrusu yaşadığımız distopya dolu bir mekan hakkında, şöyle dolu doluya bir mevzuat alamayışımız da ayrı bir problemdi benim için. Olay örgüsü hakkında birkaç şey söyleyebilirim ki;
Hijyen uzmanı Vanja, Amatka şehrine insanların temizlik adına ne tür malzemeler kullandığı hakkında bir rapor tutması için vazifelendirilir. Bu raporda bahsi geçen ürünler ise kozmetik, sabun gibi kimyasal maddelerdir. Fakat Vanja'nın görmesi gereken başka şeyler de meydana gelir. Amatka komününün, halkından yani sevgili kolonisinden sakladığı bir şeyler vardır. Bu durum Vanja ve taraftarlarını tedirgin eder. Tabii ki bir rapor tutma vazifesi başka bir boyuta dönüşür: Ajanlık.
Farklı bir bilim-kurgu kitabı diyebilirim bu esere. Ama ne bir gerilim ne de merak uyandırıcı bir şeyler var kitapta. Bir distopya türünde geçen Amatka eyaletinin baskıcı yönetimi, halkından her zaman disiplinli olmasını ister ve onları her türlü eşyayı isimlendirmekle görevlendirir. Ne tuhaftır ki işaretlenmeyen yani ismi yazılmayan herhangi bir materyal aniden erir ve balçığa dönüşür. Buna yanlış isim telaffuzları da dahil. Ve Vanja da bu işleri epey kavrar. Bazen zararlarını görse de.
Bir ders almamız mahiyetinde küçük bir maceraya çıkacağımız bu kısa roman, kurgunun tam oturmamış olmasından dolayı biz okuyucuları da epey üzecektir. Bazı noktalarda sevebilecekken, bazı zeminlerde Vanja'nın attığı adımlarla adrenalimiz bir üst seviyeye çıksa da ve yine baskıcı hükümetin koloni üzerinde yarattığı etkiyi daha iyi anlayabilecekken, genel anlamda zayıf bir tablo çıkması da ayrı bir olumsuzluk olabiliyor. Bunun
İsveçli fantastik kurgu yazarı Karin Tidbeck yazdığı kısa hikayelerle tanınmaktadır. 2010 yılında yazdığı Vem är Arvid Pekon? (Who is Arvid Pekon?) (Arvid Pekon Kim?) adlı hikayesi ile ünlenen yazarın kısa hikayelerini topladığı kitapı Jagannath (Zeplin) ülkemizde 2014 yılında Aylak Kitap tarafından yayınlanmıştır. Malmö'de yaşayan 37 yaşındaki yazar aynı zamanda yaratıcı yazarlık dersleri vermektedir.