Tam da seriye olan ilgimi kaybetmeye başlamışken güzel bir devam kitabı oldu. ara kitap olarak geçiyor ama serinin şimdiye kadarki en aksiyonlu ve dolu kitabıydı bence. hatta en beğendiğim kitabı olduğunu bile söyleyebilirim. ilk kez bu serinin bir kitabına puan verirken içim rahat.
öncelikle bu kitabin karakterlere daha çok yoğunlaşmasını sevdim. daha çok ciri-yennfer-geralt okuduk ve nihayet bir araya da geldiler. aralarındaki ilişkiler de oturmaya başlamıştı. geralt ve ciri arasındaki ilişkinin baba-kız ilişkisi olduğuna emin olabiliriz artık:) aynı şekilde yennefer ve ciri arasındaki anne-kız ilişkisi de güzel işlenmişti ve tabi yennefer ve geralt'ın istemem yan cebime koy tavırları da düzeldi artık. herkes ne istediğine karar vermiş durumda ve istediklerini almak için uğraşmaktan kaçınmıyorlar.
kitapta daha çok aksiyon, daha çok entrika ve daha çok etkileşim vardı. zaten önceki kitaplardan da yan karakterlere aşinaydık, oldukça geniş bir karakter kadrosu var ve bu kitapta daha da genişliyor. isimleri uzun ve karmaşık olduğu için doğrusu bazı kısımları anlamakta zorlanıyordum ama bu sefer diğer kitaplara göre daha az karışıktı ve sık sık hareket halinde oldukları için kafanız karışsa da çok takmıyorsunuz.
kitabın bazı bölümleri bir anda hiç tanımadığımız karakterlerin bakış açılarıyla anlatılıyor ve bu karakterler hemen aradan çıktıkları için de neye uğradığınıza şaşırabilirsiniz. ben de ilk başta bu bölümleri gereksiz buldum ama kitap ilerledikçe bu bölümlerin de kitaba kendince özgünlük kattığını fark ettim çünkü pek çok fantastik kitapta odaklandığımızın aksine savaş sadece ana karakterlerin savaşı değil. bu savaştan etkilenen krallıklar dolusu insan var. askerler, şövalyeler, siviller... ve bu kitapta bu aslında adı bile geçmeyecek karakterleri de okuyarak
İlk üç kitap bir tarafa, bu kitap bir tarafa. Diğer kitaplarda sıkıldığım anlar olmuştu ancak bu kitapta tempo ve olayların gelişimi oldukça hızlı. Ancak önceden belirttiğim gibi böyle bir kitabı harita ve hanedanların açıklamaları ilişiği olmadan yayınlamak büyük bir hata. Bu yazarın tercihi mi yoksa yayın evinin mi bilemiyorum ama gerçekten büyük bir yanlış. Bir çok farklı mekanda, onlarca karakterin yaşadıklarını, bunların birbiri ile ilişkilerini, aralarındaki savaşı, çoğrafyayı anlatmak istiyorsanız, kafanızdaki dünyayı bizimle paylaşmalısınız. Fantastik bir kitapta bu okuyucuyu rahatlatır, bu kitap (seri) o konuda oldukça yorucu
Selamlar. Öncelikle yazarın yazım stilinin bana çok hitap etmediğini söyleyerek başlamak istiyorum. Sapkowski olayları doğrudan anlatmak yerine duyumlar üzerinden üstü kapalı bir şekilde veren bir yazar. Kahramanlarımız bir şeyleri henüz bir bilmiyorken biz okur olarak meyhanecinin ya da ulağın dedikodularından bir şeyler öğrenebiliyoruz. Bu durum kitabı okurken Kahramanların sınırlarını belirlemeyi zorlaştırıyor benim için.
Witcher evreni karakter ve evren inşası açısından çok geniş ve çok detaylı bir evren. Bu nedenle kitabı okurken kenara bir harita açmanız gerekiyor. Kim kimdi? Hangi büyücü kim için çalışıyordu? Doğuda bir şeyler olmuş ama tam olarak nerede? gibi detayları takip etmek biraz zordu benim için. Evrenin bu kadar detaylı, politikanın bu kadar katmanlı olmasını çok seviyorum ancak kesinlikle çerezlik diye nitelendirip bir oturuşta bitirebileceğimiz bir kitap değil.
Geralt ve Yennefer’ın ilişkisinin inişli çıkışlılığı beni biraz yoruyor. Yen’in Ciri’ye davranışlarının bazılarından inanılmaz rahatsız oldum. Diğer yandan Ciri’nin karakter gelişimini okumak inanılmaz keyifli. Kitabın son çeyreğinde çölden kurtulmaya çalıştığı bölümü okurken inanılmaz gerildim. Yer yer midem bulandı. Hayatta kalacak mı, kurtulacak mı derken stres seviyem arşa yükselmiş olabilir.
Her ne kadar Sapkowski’nin yazım tarzını sevmesem de yazarın kurguladığı evreni ve hikayenin sert gerçekçiliğini çok seviyorum. Genel olarak yavaş akan ama keyifli bir kitaptı.
Sevgilerle <3
Witcher serisi 7 kitaplık bir seri. İlk iki kitap masallar ve mitolojilere gönderme yapan kısa hikayelerden oluşuyor. Bu hikâyeler Witcher evrenini , Gerald, Yennefer ve Ciri'yi kısaca baş karakterleri, nasıl tanıştıklarını, birbirleri ile bağlantılı ve ayrı olarak neler yaşadıklarını masalsı bir atmosferle resmediyor. Ejderhalar, druidler , dryadlar, şekil değiştirenler, elfler, buçukluklar, büyülü yaratıklarla savaşmak için zorlu eğitimden geçen Witcher'ları bu öykülerle tanımaya başlıyoruz. Ve üçüncü kitapla birlikte kısa hikayeler yerini tanıdığımız ana karakterlerle birlikte ilerleyen bir maceraya bırakıyor.
Serinin 4.kitabı Nefret Çağı; Thanedd adasında büyücüler konseyinin toplantısına giden Yennefer ve Ciri ile başlıyor. Ciri'yi koruma amacıyla izlerini takip eden Gerald ile bir olay sonucunda bir araya geliyor ve toplantıya birlikte katılmaya karar veriyorlar. Krallıklar ve Nilfgaard İmparatorluğu arasındaki güç savaşlarına ve Kralları temsil eden büyücülere ağırlık veren bu kitap sonuna kadar hız kesmeyen bir macera içeriyor.
Witcher ve maceraları bu kitapta eksik olsa da, Ciri' ye ağırlık veren bölümler, onun güçlerini anlaması, kim olduğunu keşfetmesi, neden herkesin peşinde olduğuna ve eski kanın çocuğu kavramına açıklık getirmesi yönünden keyifli ve dikkat çekiciydi.
Kitaplardaki tek sorun bir çok bölge, Kral, Krallık ismi içermesine rağmen bunları zihinde canlandırabilecek bir haritanın bulunmaması. Bu sebeple ne nerede, kim nerenin Kralı anlamakta zorluk çekiliyor.
Üçüncü kitaptan sonra macera yönünden hızlanan ve bir çok soruya açıklık getiren bu kitap, konunun daha derin ve farklı yönlere gitmekte olduğuna dair ipuçları veriyor. Fantastik öğeler içeren bir macera kurgusu okumak isteyenlere önerimdir.
Nilfgard ordusu savaşa yürümeye, Scoia'tael insanlara saldırmaya devam ediyor. Birbirinden farklı takımlar aslan yavrusunu aramayı sürdürüyor.
Kral ulağı Aplegatt'ın bakış açısından anlatılan bölüm çok güzeldi. Yen, Ciri ve Geralt'ı dışarıdan bir çift gözle uzaktan şahit olmak çok tatlı hislerdi.
Geralt sevdiklerini korumak için canını dişine takarak tehlikeden tehlikeye damdan düşercesine gözlerini kırpmadan giriyor ve kalp çarpıntısı eşliğinde bölümler akıp gidiyor.
Yennefer ve Ciri'nin yolculuğu ve Geralt ile buluşmaları ile ardından paldır küldür gelişen olaylar silsilesi naif yürekli insanlar için çok fazla.
Entrikalar, politika, ihanetler, gizli planlar; bunlar sevdiğim şeyler aslında, ama üzülüyor insan. GoT okumayalı yıllar olmuş, bu hisleri çok unutmuşum.
Wild Hunt ekibiyle tanışan eniğimizi neler bekliyor? Bakalım, göreceğiz. Geralt birkaç yaratık kesiyor; Yennefer hala güzel, çekici, güçlü, manipülatif; Dandelion ise hala zevzekliği üstünde şirincene bir şair.
Artık Vilgefortz ve birkaç Nilfgardlı üst düzey yöneticiyle tanışıyoruz. Bu kitap hikaye ve karakter gelişimlerinin iyiden iyiye tamamlandığı ve okuyucuya benimsetildiği bir sayı olduğu kanaatindeyim.
Evet, bu seri benim fantezi serilerim arasında üst sıralarda bulunmuyor ama yine de başarılı buldum mu? Buldum. Beğendim mi? Evet bir hayli beğendim. Oyununu arada bir açıp oynar mıyım? Kesinlikle.
Espriler ve güzel anekdotlar çok yerinde ve güzel kullanılmışlardı. Almanca'dan değil de orijinal dili Lehçe'den tercüme edilseydi acaba bazı şeyler daha mı güzel olurdu bilemiyorum. Çeviri gerçekten tatmin edici geldi bana.
Soluksuz okunan harika bir eser. Dili olsun, konuyu ele alış biçimi olsun, olayların sıralaması olsun her şey çok güzel kurgulanmış. Kitap genel olarak harika.
Değinmeden geçemeyeceğim benim en çok dikkatimi çeken şey şuydu. Yazar bir bölümde olayları birinin ağzından anlatırken sizi olaya sokuyor, daha sonra olay bitince anlatan kişiye dönüyor. O kadar tatlı bir tarz olmuş ki; okurken mutlu oluyor insan.
Nefret Çağı gerçekten de adına yakışır bir şekilde savaş, entrika, politika, ölüm, yıkım, hayatta kalma çabaları ile başladı öyle de sürdü gitti.
Nilfgard İmparatoru Emhyr artık harekete geçiyor. Kuzey krallıklarını yakıp yıkmak için de büyücü, asker, kral, kraliçe demeden birliklerini ona karşı olan olmayan her yere yerlere gönderiyor. Bunu yaparken aklında da tek bir isim var. Ciri..
Tüm dünyayı değiştirmeye yazgılı çocuk Ciri’ nin peşinde bu sefer yok yoktur. Kendini Yennefer ile birlikte bir büyücü okulunda güven içinde bulacağını sanarken, büyücülere karşı düzenlenen bir darbe de herşey tepetaklak olur. Ciri artık yalnız mı kalacaktır?
Serinin dördüncü kitabında Geralt ve Yennefer’ den ziyade Ciri ön plandaydı. Ön planda olduğu her satırı okurken keyif aldım çünkü inanılmaz aksiyon ve macera doluydu. Serinin ilk üç kitabına oranla alıştığımız fantastik ögeler bu kitapta çok yoktu. Yani öyle ejderhalar, devasa örümcekler artık bizimle değil sanırım. Çünkü bu kitapla birlikte yazarın, kraliyet ve savaş entrikalarına daha ağırlık vereceğini düşünüyorum.
Kitap boyunca, yazarın bize sözlük ve anlatılan krallıklar, krallar, büyücüler için neden bir harita vermediğini düşünüp durdum. Çünkü gerçekten çok fazla karakter ve krallık ismi vardı ve bunları bir zaman sonra aklımda tutmam zorlaştı. Eğer epik fantastik okumayı seviyorsanız bu seriyi net alın fakat bu dile alışlkın değilseniz kurgusu kafanızı karıştırabilir benden söylemesi.
/ * Spoiler İçerir * /
Ciri uzun zamandır Yennefer'ın yanında seyahat etmektedir. Yennefer ise Ciri'i Thanedd Adasındaki büyücülük okuluna yazdırmaya karar verir ve Gors Velen şehrine gelirler. Yennefer aynı zamanda burada düzenlenecek büyücüler yemeğine de katılmak istemektedir.
Ciri,Geralt'ın şehir olduğunu öğrenince Yennefer'dan gizlice kaçar. Yennefer ise Ciri'i takip ederken Geralt ile karşılaşır. Tekrar Ciri sayesinde Yennefer ile Geralt'ın yolları kesişir. Yennefer Geralt'dan büyücüler yemeğinde ona eşlik etmesini ister. Geralt istemesede bunu kabul eder. Toplantı sırasında hem büyücülerin lideri Vilgefortz hem de Redania istihbaratının başı Dijkstra "tarafını seçmesi" belirttir. Geralt bunu ilk başta anlamaz ama gecenin ilerleyen saatlerinde bu sözlerin ne anlama geleceğini anlayacaktır.
İttifakların değiştiğini ve ihanetlerin bolca olduğu bu topraklarda Nilfgaard ise topraklarını genişletmeye devam etmektedir.
İhanetler, Ciri'nin güçleri, ölümler ve savaş. Yazarın rahatlıkla karakterleri öldürebilmesi çok hoşuma gidiyor. Sürükleyici güzel bir kitaptı.
Olay artık bir Witcher olmaktan uzaklaşıyor. Aslında Witcher olaylarını fazla fazla seviyorum ama olayların oradan uzaklaşması heyecanı artırıyor merak unsurunu daha fazla ön plana çıkartıyor. Bir sonraki kitabı okumak için aşırı heyecanlıyımm.
Sapkowski, Łódź Üniversitesi'nde ekonomi okudu ve yazıya geçmeden önce, bir dış ticaret şirketi için kıdemli bir satış temsilcisi olarak çalıştı. Edebi kariyerine özellikle bilimkurgu çevirmen olarak başladı. Polonyalı bilimkurgu ve fantezi dergisi Fantastyka tarafından bir yarışmaya girmek için ilk kısa öyküsünü, "The Witcher" ("Wiedźmin", ayrıca "The Hexer" ya da "Yazım denetçisini" tercüme etti) yazdığını söylüyor. Pazarlama konusunda uzman olan [citation needed], nasıl satılacağını bildiğini söylüyor ve gerçekten de 3.lük ödülünü kazandı. Hikaye 1986 yılında Fantastyka'da yayınlandı ve okuyucular ve eleştirmenler tarafından büyük ölçüde başarılı oldu. Sapkowski, "Witcher" dünyasına dayanan ve üç kısa öykü ve beş roman koleksiyonundan oluşan bir masal masası yarattı. Bu devir ve diğer pek çok eseri onu 1990'lı yıllarda Polonya'da en tanınmış fantezi yazarlarından biri yapmıştır.
"The Witcher" ın ana karakteri, çocukluktan beri canavarları avlamak ve yok etmek için eğitilmiş mutant bir avcı olan Geralt'tır. Geralt, ahlaki açıdan belirsiz bir evrende varolduğu halde kendi tutarlı etik kurallarını korumayı başarır. Aynı zamanda alaycı ve asil olan Geralt, Raymond Chandler'in imza karakteri Philip Marlowe ile kıyaslandı. Bu maceraların yapıldığı dünya, Slav mitolojisinden büyük ölçüde etkileniyor.
Sapkowski, kısa öyküler "Mniejsze zło" ("Lesser Evil") (1990), "Miecz przeznaczenia" ("Kılıç Kuşu") (1992) ve "Wux po bombie" ("In") kısa öykülerinde üç olmak üzere beş Zajdel Ödülü kazandı. Bir Bomba Krater ") (1993) ve ikisi romanlar için Krew elfów (Elfler Kan) (1994) ve Narrenturm (2002). Aynı zamanda 2003'te The Last Wish için en iyi antoloji olan Ignotus Ödülü'nü ve aynı yıl en iyi yabancı kısa öykü olan Muzykanci'yi (Müzisyenler) kazanmıştır. 2003 yılında Roman Narrenturm için Polonya'nın en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Nike Ödülü'ne aday gösterildi.
Sapkowski, 1997'de, uluslararası başarı için güçlü umutları olan sanatçılara yıllık olarak verilen prestijli Polityka'nın Pasaport ödülünü kazandı.
2008 yılından beri Łódź şehrinden onur vatandaşı oldu.
2012 yılında Sapkowski, Kültür Başarı Madalyası - Gloria Artis'e layık görüldü.