Size Struma Gemisi ile ilgili gerçeküstü bir hikaye anlatacağım.
Hikaye, Nazi yönetiminin hüküm sürdüğü Almanya’da başlıyor. Wagner, sözde “Üstün Irk” olarak tabir edilen “ARİ” ırkından gelen bir Alman, Nadia ise Almanya’da yaşayan bir Yahudi. İkisinin yolları bir şekilde kesişir ve birbirlerine aşık olur, evlenirler. Fakat öyle kötü döneme denk gelirler ki; Wagner, nüfusunun kuvveti ve iş hayatındaki konumuna rağmen, eşini ve kendi hayatını riske atmak istemez ve kaçmayı planlar. Güzergahları İstanbul’dur.
Fakat kaçmaya çalışırlarken karısı yakalanır ve Dachau toplama kampına gönderilir. Bu sırada hamiledir.
Wagner İstanbul’a giderek Nadia ile ilgili bilgiler almaya çalışır ve bir şekilde ulaşır, Romanya’ya gönderilmesini sağlar. Nadia’nın Romanya’dan kalkacak bir gemi ile İstanbul’a geleceğini öğrenir ve beklemeye başlar.
Struma İstanbul’a gelir. Gemi yolda arızalanmıştır fakat başka bir tuhaflık daha vardır. Saatler geçmesine rağmen gemiden bir kişi inemez, insanlar üst üste, çığlıklar içinde tam bir kargaşa yaşanmaktadır. Herkes öylece müdahale edemeden dinler o çığlıkları!
Wagner’ın edindiği bilgiye göre Filistin’e gidecek olan bu gemiden bir kişinin dahi inmesi yasaktır. Gemi tamir edilip yoluna devam edecektir. Fakat geminin tamirine de İngiltere izin vermez. Ama her zaman dediğim gibi, insan ırkı o kadar korkunç olabiliyor ki! 796 kişinin olduğu gemiden 2 ay boyunca kimseyi indirmezler. İçeride; açlığı, sefaleti, bebeklerin ağlamalarını, yardım çığlıklarını... sadece çaresizlikle izlerler. Bu insanlara işkencelerin en büyüğü yaşatılır. Ve 2 ay sonunda gemi Şile açıklarına götürülür içinde yüzlerce insan olmasına rağmen patlatılarak bir katliam yapılır.
Bu insanların suçu sadece “dinlerinin” farklı olması, öyle doğmuş olmalarıdır...
Ne insan öldürmüşlerdir,