Ben, mahşer gününün dehşetinden başka iman, secdeden başka namaz tanımayanlardan değilim. Ben nasıl mı namaz kılarım? Bir gülü seyrederim, yıldızları sayarım, yaratılışın güzelliği, onun düzenindeki kusursuzluk karşısında büyülenirim, Rabbim'in en güzel eseri olan insanın, onun bilgiye aç beyninin, aşka aç gönlünün, uyanmış veya tatmin edilmiş tüm duyularının karşısında hayranlığa kapılırım.
Genellikle kadın sorunundan fazla, yazar kadınların sorunları üzerinde duran Virginia Woolf, Charlotte Brontë erkek olsaydı, erkekler gibi yaşayabilseydi, başka konuları da işleyebileceğini; Jane Austen'in yalnız çaylı toplantıları anlatmakla yetinmeyeceğini; George Eliot Kırım Savaşı'na katılsaydı, neler neler yazabileceğini düşünür. Tolstoy, bir kentin kenar mahallesinde ıssız bir aile yaşamı yaşasaydı, acaba aynı yazar olabilir miydi diye sorar okuyucularına.
Bana istisnasız herkes kızıyor; kafalarındaki 'ben'i bozduğum için. Ben onların hayallerinde tutarlıyım. Belki kendi hayalimde de tutarlıyım. Yaşarken bu iki tutarlığın da dışındayım.