("Babanızı aşmış olmaktan ötürü suçluluk duyuyorsunuz, bu nedenle de aslında kendi başardığınız bir şeyi ona atfediyorsunuz.”) Oysa çocuklukta idealleştirilmiş ebeveyn imagosunu örseleyici bir şekilde yitirmiş olan ve bu kaybın sonucunda üstbenin yetersiz idealleştirilmesi şeklinde özgül yapısal
eksiklikler geliştiren narsisistik kişilerde durum daha farklıdır. Böyle bir durumda, analiz edilenin kendi başarılarını birbaşkasına atfetmesinin nedeni suçluluk duyması değil, kendisini bağlamak istediği tüm güçlü arkaik bir nesneye duyduğu özlemdir.
Metapsikolojik terimlerle, analistle ilişki (birincil) özdeşim ilişkisidir. Toplumsal (veya sosyobiyolojik) açıdan, buna kaynaşma (veya simbiyoz) deriz. Ancak, bunun idealleştirilmiş bir nesneyle (özlenen ve idealleştirme aktarımında geçici olarak kurulan) kaynaşma olmadığını akılda tutmak gerekir. Bu, büyüklenmeci kendiliğin önce gerileyerek sınırlarını analisti de içerecek şekilde genişlettiği; daha sonra bu sınırlar yerleştiğinde de, belli terapi amaçlı görevleri yerine getirmek için bu yeni kapsayıcı yapının görece güvenliğine sığındığı bir deneyimdir.
Öteki ben aktarımı veya ikizlik
Büyüklenmeci kendiliğin canlandığı, daha az arkaik olan bu biçimde, narsisistik olarak yatırım yapılmış nesne, büyüklenmeci kendilik gibi, ya da onun çok benzeriymiş gibi algılanır. Büyüklenmeci kendiliğin aktarımdaki bu canlanma biçiminden, öteki ben aktarımı veya ikizlik olarak söz edeceğiz. Böyle bir öteki benle veya ikizle olan ilişkiye dair rüyalara ve özellikle fantezilere (ya da böyle bir ilişki için duyulan bilinçli arzulara) narsisistik kişiliklerin analizinde sık rastlanır. Patognomonik terapi amaçlı gerilemenin özelliği, hastanın analistin (veya onun psikolojik yapısının) kendisi(ninki) gibi olduğunu, ya da ona
çok benzediğini varsaymasıdır.
Joseph Campbell “Önemli olduğu için bir konuyla ilgilenmek gerektiğine inanmıyorum, bir konuya bir şekilde kapılmaya inanıyorum" der.
İnsan da Jung'a kapılır, kapılmalıdır da.