Düşler kuruyoruz yeniden gelecek üzerine
Kaldırıp kirpiklerimizi ayak uçlarımızdan
Dağlara bakıyoruz, ufuklara, bulutlara
-Ah o insan yüreğinin değişmeyen tutkusu-
Emma, adeta tatmin olmamanın, duygusal boşluk ve arayışı bir ömür ayağında sürükleyen, kendini büyük bir doyumsuzluğa hapseden gelgitli kişilerin timsalisin. O kadar çok insan var ki böyle hem kendini hem de çevresindekileri mahveden. Bir karakter hem bu kadar aptal hem bu kadar her şeyin farkında nasıl olabilir? Madem bu dünyada güvenilecek beklentiye girilecek kimse yoktu da neden bunu sürekli aradın? Farkındaydın aslında en başından beri. Son anına kadar buna nasıl devam ettin? Birincisi hataydı peki her defasında insan aynı bataklığa aynı inanç ve aptallıkla nasıl düşebilir? Yer yer gerçekten kendisine acıdığım bir karakterdi. Gerçekten yaşayan bir kişi olsa, kendine acıyan bir insan olduğunu bilse o gurur ve kibriyle kimbilir kendini nasıl yüceltirdi? Okuduğu romantik kitaplardan çıkamayan realiteyi es geçip her dönüşte realiteyle karşılaşan bir insan. Duygular böyledir işte çoğu zaman size sunduğu her şeyi misliyle ödetir. Gerçeklikten alıkoyar. Özellikle Emma gibi hayatta kalmak için birine muhtaçsanız. Sevgili Emma yaşadığın bütün acıların sebebi kendi kendine yetememek. Muhtaç ve acizlik. Kendiyle sorunu olan birini kim nasıl mutlu edebilir ki? Sen kendini sevip herhalde mutluysan kim seni nasıl mutsuz edebilir? İnsanlara duygulara bu gücü veren zaten biziz. Neyse Emma'ya biraz serzenişten sonra romanın yersiz uzun olması ve sıkıcı ögelere haddinden fazla yer vermesi okurken beni biraz bezdirdi. Aynı şekilde Emma karakterinin duygu yoğunluğunun gelgitli olması (bende hiç olmaması sebebiyle) beni yordu. Bunların dışında edebi açıdan çok başarılı bir eser. Bazı şeylerin sorgulanması açısından katkısı yadsınamaz. Okunmasını bu sebeple tavsiye edebilirim.