“Yürüyerek şehri geçtim, yolum nehir kenarında bir yere düştü. Burada, diye düşündüm, sorunun neyse rahatça didiklersin, sonra da net bir karar verirsin. Nehre baktım, düşündüm, ama ortaya pek bir şey çıkmadı. Yapmak istemediklerimi tekrarlıyordum sürekli. Tefekkür dedikleri şey topu topu bu muydu? Hayatımı sorgulayışımın arkası gelmiyordu, bu da beni erkenden yordu. Bu yorgunluğu da anlamadım. “
“…huzur kolay gelmedi…Her bir kırgınlığı, hayali, ve gerçek her zâlimliği ve ihmali sayıp dökmek, onu hayatımdan çıkarma kararımı haklı gösterecekmiş gibi. Bunu başardıktan sonra boğazımı sıkan suçluluk duygusunun beni nihayet bırakacağını ve rahat bir nefes alacağımı düşündüm.
Ne var ki gerekçelendirmenin suçluluk duygusu üstünde hiçbir nüfuzu yok. Başkalarına yöneltilmiş hiçbir öfke ya da hiddet bastıramıyor onu…suçluluk asla onlarla ilgili bir şey değil. Suçluluk kişinin kendi sefilliğinin korkusu. Başkalarıyla ilgisi yok.”