Yazarın okuduğum ilk kitabı ve muhtemelen son.Aklıma şu öykü geldi kitabı okurken ( aklımda kalan haliyle anlatıyorum ) :'' Bir yerde dere yatağı taşmış ve sular sürekli yükselmeye başlamış. Herkes evini terk ederken biri gitmemiş. Siz gidin Allah beni korur,ben gelmiyorum, demiş. Ancak sular yükselmeye devam etmiş . Adam evinin ikinci katına çıkmış. Sandalla almaya gelmişler.Sular daha da yükselecek, bin gidelim , demişler. Adam, hayır ben gelmiyorum Allah beni korur , demiş. Sonra sular iyice yükselmiş, adam evin çatısına çıkmak zorunda kalmış. Artık komşuları bir yerlere haber vermişler ve helikopterle adamı almaya gelmişler. Adam gene aynı cümleyi söylemiş ve gitmemiş. Sonra sular iyice yükselmiş ve adam boğulmuş. Ahirette hesaba çekilirken , ben imanlı bir adamdım neden beni kurtarmadın Allah'ım demiş. Gelen cevap ise, ben sana bir sandal ve bir helikopter ile insanları göndermedim mi seni kurtarmaları için ? olmuş. ''
Nereye varacak peki bu öykünün sonu ? Eğer biz yazarın kafasıyla gidersek , yarın Türkiye diye bir şey kalmaz. Ve Allah'ım biz Müslüman insanlardık, sen bizi neden korumadın münafıklara karşı sorusuna alacağımız cevap şöyle olacaktır: '' Ben size akıl vermedim mi ? Gönderdiğim elçilerle ilim Çin'de de olsa gidip alın demedim mi ? Siz ne yaptınız gelişmek yol katetmek için ? ''
Yahu koca kitapta bir tane akıllı laf yok mu ? Ya olsun şunu kazandırdı bana dediğin derseniz , yok efendim . Topu topu beğendiğim beş altı cümle var onları da zaten paylaştım. Hatta okurken belli yerlerinde yok artık deyip, fırlatmak istediğim falan da doğrudur.
Ne olursa olsun bilimin yolunu kaybetmemeliyiz . Müslümanlığı bilime karşı gösterdiğinizde , hatta bilimi insanların doymak bilmez hevesi olarak saydığınızda ve bu hırs tutkusunun İslam'da yeri
Üç Meseleİsmet Özel · Tiyo Yayınları · 20133,286 okunma
Az biraz beğendiği bir şeyi hemen hayatının enler listesine koyan biri olarak, daha önce herhangi bir kitabı böyle bir listeye koyamamıştım. Nihayet ilk kitabımı buldum. Gönül rahatlığıyla, hayatımda okuduğum en iyi kitap ilan ediyorum Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü.
Bu metni okuyan birisi, bu giriş cümlelerinden sonra doyurucu bir inceleme yazısı bekleyecektir. Haliyle bu beklentisi karşılıksız kalacaktır. 'En' özendiğim şeylerden birisi, bir kitabı okuduktan sonra, hele de kitabı çok beğendiysem, o kitabı alıp sayfalarca inceleyebilmektir. Bazen 1k'da bir kitaba yorumumu bıraktıktan sonra okurların incelemelerine bakıyorum. Bakar bakmaz gidip kendi yorumumu silmek istiyorum. Çünkü çoğu zaman yorumumumdaki kitapla ilgili tek cümle "Sade anlaşılabilir cümlelerden oluşan..." olurken, diğer bir okur yazarın yazma tekniğinden, incelediği konu hakkında eksik yazdıklarına kadar her bir şeyi tespit edip, yazmış oluyor. Bakınız bu metindeki 2. paragraf da bitmek üzereyken, hâlâ kitapla ilgili bir cümle kurmadım.
Kitap, sade anlaşılabilir cümlelerden oluşmuyor tabiki. :) Aksine kitapta çok fazla Osmanlıca kelime vardı. Bu yüzden kitabın ilk yarısını okurken sık sık sözlüğe bakmak zorunda kaldım. Tuhaf bir şekilde kitabın ortalarından sonra akıcı bir şekilde okumaya başladım. Osmanlıca kelimeler mi azaldı, yoksa hikayeye kapılınca kelimelere mi daha az takılıyor insan, anlamadım. Kürk Mantolu Madonna'yı okurken hemen hemen aynı durumu yaşamıştım. Belki de bu Cumhuriyet dönemi edebiyatına özgü bir durumdur. 'Filhakika' bu dil kullanımının ayrı bir lezzeti var. Cümleler daha bir tatmin ediyor insanı. Sanki bunları okurken Türkçe'nin kendine özgü lezzetini, insan daha çok tadıyor gibi geldi bana. Metin daha ciddi, daha saygın gibi geliyor. Pop müzik ile Türk Sanat Müziği