"Kayalar suda yüzer , yapraklar suyun dibine batar"diye bir Japon deyişi vardır. Normalde olması olanaksız şeylerin olması anlamındadır bu ama roman dünyasında - sanat dünyasında da diyebiliriz-bu tür tersine çevirme durumlar gerçekten de sıklıkla görülür. Genelde hafif diye görülen birşey zaman geçtikçe göz ardı edilmeyen bir ağırşığa kavuşurken genelde ağır olarak düşünülen şeyler, bir anda ağırlığını kaybedip boş bir kabuğa dönüşebilir. Kesintisiz yaratıcılık dediğimize göre görünmeyen güç, zamanın da yardımıyla bu tür dramatik bir tersine çevirmeyi gerektirir.
Aşk diye bir şey yoktur,güzellik vardır. Güzellik de kimsenin malı değildir. Ona sadece bir süre sahip olabilirsin, sonra uçar gider. Tıpkı Gözde gibi, o ne sana, ne debana, o kendine ait. Tıpkı Kızkulesi gibi, tıpkı Da Vinci 'nin Mona Lisa tablosu gibi, tıpkı Michelangelo' nun Dacut heykeli gibi, tıpkı Orhan Veli'nin şiirleri, Yaşar Kemal 'in romanları, Sait Faik' in hikayeleri gibi.