Op Oloop

0,0/10  (0 Oy) · 
0 okunma  · 
0 beğeni  · 
8 gösterim
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

2000 yılında 106 yaşında aramızdan ayrılan Arjantinli yazar Juan Filloy nihayet Türkçede! 1934 yılında yayımlanan romanı Op Oloop, Buenos Aires'te yaşayan Fin istatistikçi Optimus Oloop'un sıradışı bir gününe odaklanıyor. Yaşamını da mesleğinde olduğu gibi ölçerek yaşamaya alışmış kahramanın sıradan bir günü başına gelen bir trafik kazasıyla altüst olur. Filloy'un düzmece dili, Optimus Oloop'un ruhsal çöküşüne giden yolu an be an döşer. Ruhun felsefecisi bir yazardan, çağına olağanüstü bir bakış.

Juan Filloy, Shakespeare ve Max Ernst'in bildiği gibi mizah her yeri istila etmiş durumda.

- Julio Cortázar -

“Biz Arjantinliler gerçek mizahçılarımızın sonuncusu olan Juan Filloy’u da kaybettik. Filloy, ruhun filozofuydu; 3 asra da tanıklık etmiş bir adamdı o, çünkü zamanın akıntısına kapılmadan nasıl yaşayacağını hep bilmişti.”

- Luisa Valenzuela -

“Filloy, son zamanlarda genç yazar ve eleştirmenlerce yeniden keşfedildi. Bu yazar ve eleştirmenler, onu Jorge Luis Borges’le, hatta Balzac’la karşılaştırıyorlar… Freud Op Oloop’u o kadar çok sevmişti ki Filloy’a bir tebrik mektubu göndermişti.”

- The Telegraph -

“Henry Miller ve Céline'in gösterdikleri üzere, özgürlüğü kullanmak önemli bir meseledir ve bir başka önemli mesele de Filloy'un bunu onlardan önce gerçekleştirmiş olmasıdır.”

- Bernardo Verbitsky -
  • Baskı Tarihi:
    2018
  • Sayfa Sayısı:
    240
  • ISBN:
    9786059691055
  • Yayınevi:
    Aylak Adam
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 1 Alıntı

- Zayıf umutlar!
- ...gitgide yok olan bataklıkta bir toprak boya...
- Arzuların!
- Çok tuhaf! Şimdi sesini gayet net duyuyorum. Gül rengi bir koydayım sanki.
- Yüreğim seni kucaklıyor.
- Öyle mi? Bu beklenmedik geçişleri anlayamıyorum. Bütün bunlar neyin laneti?
- Hiçbir şeyin. Uyurken konuşmadın mı daha önce? Şimdi de tek yaptığımız uyurken sayıklamak. Sayıklıyoruz ve anlıyoruz birbirimizi. Bak. Bu yerde geçmiş yaşam geleceğe karışır. Göreceksin... İlerleyerek geri gider burada; çünkü mekân yoktur düşsel zamanlarda.
- Sesin ne yumuşak; müzikal bir akış gibi.
- "Yaşamsız" sürdüğümüz bu yaşamda tüm ruhlarda yakarışın dile gelmeyen ifadeleri vardır. Senin ruhun, acısının tatlılığıyla okşuyor benim ruhumu.
- Nasıl da farklı! Bu kadar yürekli bir sevgi olabilir mi? Göğüslerim sıkışmış, gözlerim kanlanmış bir halde, bir esriklik çölündeydim. Sırtlanların uluması gibi güçlüklerle dolu yıllar vardı orada. Sırtlanlar vardı...
- Biliyorum Franziska. Sök at anılarını. Ne çok acı çektim seni bulmak için! Çığlığın kırık, yara bere içinde; sokakların, bayağı telaşların, evlerin ve boş arazilerin arasından geçerek geldi bana. Aramızda pürüzsüz bir uyum ve aydınlık var şimdi! Geniş yatağından çağıldayan tenden uzakta, aşkın saf yatağı bizi birleştiriyor. Muhteşem! Titreşimlerin derin kutluluğunda nasıl titreşiyoruz, hissediyor musun? Kalpten çıkıp bir ruhtan diğerine akan o his seni de kutsuyor mu? Ruhun kıyısına akan ve ölümü gebe bırakan o his!
- Ah!
- İç çekem. Bu unutulmaz yalnızlığın gerçekliğini geçmişe özlemle süsleme. Burada özgürlüğün yolu bizim sözümüze bağlıdır. Birbirine bağlı ruhların konuştuğu özel bir dil vardır. Ve söz su yüzüne çıkmaz. Özgür ruhların evrensel zevkinde erir gider.
- Avuntun bütün özverilerin toplamından bile daha değerli. Acı çekmek, büyümenin en güzel yoludur. Vardığımız yer ne güzel! Daha çok acı çekmek isterdim...
- Artık olmaz. Yapamazsın. Nurada acı çekilmez. Oluyor, duyumsuyor musun? Oluyor. Acıdan kaçıp kurtulan tek şey, şu andır. Olmak! Aşkın varlığı kusursuzdur burada... Kimsenin boğulmadığı, aydınlık bir liman. Orada... Aşk varsa acı da olacaktır...
- Hişt! Sisli dünyalarımızı yeniden keşfetmeyelim. Devam edelim.
- Doğru yerdeysek neden devam edelim ki?
- Oh! Bu ne ani bir güzellik böyle!
- Evet öyle. Bak, nasıl değişiyor. Anlık olan, görüntünün uzun ömürlü olmasını sağlar. Bizler hayatın akışını izleyen mercekleriz. Her şey bize doğru, bizim üstümüzden ve altımızdan akar gider.
- Bu berrak havaları çok seviyorum; yarı saydam bir renk, yüksekten akan sular, gökyüzü içinde gökyüzü. Yüzelim mi biraz? Ama sen kendin soyun. Benim gibi çıplak bir ruhsun nihayetinde.
- Ah Franzi! Çok yanılıyorsun! İşte oldu. Beni hâlâ görüyor musun?
- Hayır, şimdi görmüyorum. Sanal teninin güldüren izleri silindi artık.
-Teşekkür ederim. Yarı saydam bir ruh olduğumu biliyorum. Işıkta görünmez olurum ben. Fakat bazen kendi perilerim tarafından izlendiğim olur; bana mantık elbisesini, içimdeki Op Oloop'un tedirginlik entarisini giydirirler. Ama ben ne yapacağımı biliyorum. Öyle bir görünmez oluyorum ki, konuşmadığım zaman ben bile kendimi bulamıyorum. Bilirsin; dış görünüş tinin teninin sınırıdır. Gerçek yüz; aklını, kokusunu ve sesini bir araya getiren ifadelerde beliren ve bizim de hissedebildiğimiz yüzdür.
- Seni tanıdığımda ben de böyle hissetmiştim. Sana dair bütün varlığın yaratığı melodik etki, duymazdan geldiğim tek bir seste birleşmişti.
- Evet. Âşık olmayan insanın yüzü diğer insanların girişkenliğine veya mertliğine engel olan bir duvardır. Ama eğer Âşıksan, o duvar gözbebeklerinden yansıyan sevginin büyüklüğü ve sözcüklerin dinmeyen ateşi tarafından bir güzel aşındırılır.

Op Oloop, Juan FilloyOp Oloop, Juan Filloy