Gunel Ali

Derdin olmaması, büyük bir derde dönüşüyor insan hayatında.
Bembeyaz bir odanın içinde aylarca, hatta yıllarca yaşamak gibi... Her yer beyaz, bembeyaz, hep beyaz... Gözünü açıyorsun beyaz, kapıyorsun beyaz, kalkıyorsun beyaz, oturuyorsun beyaz. Ritmi bozan, algıyı uyandıran, beyni sarsan, kendine getiren, hâlâ yaşamakta olduğunu sana hatırlatan ya da kanıtlayan hiçbir şey olmuyor. Bir tane siyah hamamböceği girse içeri, aklın uyanacak, adrenalin pompalanacak bedenine, heyecan basacak, yaşamsal fonksiyonların "Ben buradayım!" diyecek, zihnin çalışmaya başlayacak, ne kadar zeki ve iyi olduğunu hissedeceksin, hayatta olmanın ayrıcalığını tadacaksın ve bu sana acayip iyi gelecek. Sadece siyah bir hamamböceği yetecek hayatta olduğunu ve iyi olduğunu hissetmen için...
Sayfa 61·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Arthur Ashe ve "Neden Ben?"
Arthur Ashe, Wimbledon tenis dünyasının ilk siyahi şampiyonudur. Hayatının bir döneminde, bir kan nakli sırasında maalesef HIV virüsü kapar. AIDS hastalığıyla mücadele ederken dünyanın her yerinden hayranlarından mektuplar alır. Bu mektuplardan birinde bir hayranı ona şöyle sorar: "Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti? Ne büyük bir talihsizlik..." Arthur Ashe, bu soruya ders niteliğinde bir cevap verir: "Dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar. 5 milyon tenis oynamayı öğrenir. 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50’si Wimbledon’a kadar gelir, 4’ü yarı finale, 2’si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı’ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, ona nasıl 'Niye ben?' diye sorabilirim ki? Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı. Zorluklar güçlü. Hüzün insanı insan yapar. Yenilgi mütevazı... Tanrı’ya asla ‘Neden ben?’ diye sormayın. Ne olacaksa zaten olur..."
Sayfa 47·Kitabı okudu
Alıntı
Kral ve Demirci
Eski zamanlarda bir kral, şehirde gördüğü genç bir kadına aşık olur. Ancak kadının, ülkenin en sevilen demirci ustasının karısı olduğunu öğrenince büyük bir hayal kırıklığı yaşar. Kralın bu imkansız arzusu gün geçtikçe büyür. Durumu fark eden adamlarından biri, krala zalimce bir çözüm sunar: Demirciyi asmak için bir bahane bulmak. Kral, demirciyi huzuruna çağırır ve imkansız bir görev verir: "Sabaha kadar bin tane çivi yapmazsan idam edileceksin!" Demirci usta, bu kadar kısa sürede bin çivi yapmanın mümkün olmadığını bilse de isyan etmez ve işinin başına geçer. Ailesi ve dostları gözyaşları içinde yas tutarken, o büyük bir sükunetle çalışmaya devam eder. Kendisini merakla izleyenlere sadece şu cevabı verir: "Sabahın da bir sahibi var..." karşılık verir. Gece boyunca çalışmıştır demirci ustası, artık şafak sökmek üzeredir fakat yapabildiği çivi sayısı yüz tanedir en fazla. Saray maiyetinden birileri çıkagelmiştir bile... Demirci ustasının karısının gözyaşları sele döner. Yakınları isyan içindedir. Buna rağmen usta sakin ve metanetli görünmektedir. "Sabahın da bir sahibi var..." der yakınlarına. Kapıya gelenler, "Usta..." diye seslenirler. "Ne kadar çivi yaptıysan hepsini hemen ver. Kral az önce öldü, çivileri tabutuna çakacağız!"
Sayfa 37·Kitabı okudu
çağımız insanı
İşine yaramayan, eskimiş, bozulmuş olan her şeyden hemen kurtulma refleksi içinde çağımız insanı. Telefonun mu bozuldu bir üst modeliyle değiştir. Ütü çalışmıyor mu yenisini al. Arkadaşın canını mı sıkıyor, görüşme. Sevgilin artık sana iyi gelmiyor mu, hemen engelle. Kedi çok mu hırçın çıktı, koy kapının önüne. Köpeğine tuvalet eğitimi veremedin mi, bir akşam bırak yol kenarına. Kaktüsün iğneleri çok mu batıyor, at çöpe gitsin. İşe yaramıyorsa, iyi gelmiyorsa, onun istediği gibi ve istediği şekilde değilse, hayalindeki koşullarda ya da kriterlerde değilse, ondan derhal KURTULMAK gerektiğine karar veriyor hiç düşünmeden.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce