Ne kıskanması kardeşim ben namusum için en sevdiğim insanı gözümü kırpmadan öldürürüm diyen erdemsiz othellonun başından geçenleri okudum. William Shakespeare ile cem karaca'nın arasında bir bağlantı varsa o tam da bu noktadır. Cem karaca severim çok da dinlerim seslendirdiği eserlerde sınıf ayrımı ve toplumsal bir devrimciğe yönelir namus belası eserinde "namus" belasına kardeş döktüğümüz kan bizim der hayır kardeşim dökülen kan senin kanın değil, namus da senin namusun değil zaten aynı otellonun ki gibi. Namus denilen şey kadına yüklenilmiş bir kelimeden başka bir şey değildir, bugün erkekler namusum derken kendi annesi, kız kardeşi, eşi vb için kullanır. Kadına dayatılan bir yükten başka bir şey değildir.
Othello bir savaş kahramanı, savaş meydanında kendisine güvenilen bir komutandır ve yaptığı çirkinlikleri sürekli bu kılıfa giydirerek kendini erdemli bir insanmış gibi gösterir. Bu eser herkesin görünüşün gerçeklik sanmasına dayanır. Othello çirkin bir adamdır kimse çirkin bir adama kız vermez benim kaçırmam lazım demiştir, kız kaçırmıştır ve savaş kahramanı olmasını kendini erdemli bir insan gibi göstermiştir. Aynı şekilde ona kaçan kız da onun savaş hikayelerini yani ona sunulan resmi gerçeklik sanarak othelloya aşık olmuştur. Bu görünüşü gerçeklik sanma felsefi içeriği kitabın genelinde vardır, othello kendine sunulan sahte senaryoyu gerçeklik sanarak en sevdiği kişiyi bile kendi elleriyle boğarak öldürmüştür hatta kendini öldürürken bile yaptığı bu kötülüğü erdem gibi göstermeye çalışmaktadır. Iago kötü kahramanı bütün herkese bir görüntü sunmuştur ve başka bir şey yapmamıştır. "Öyle eyle ki kötülüklerin erdem gibi gözüksün" Bu felsefe ile iago insanların gözünde erdemli bir insan olarak gözükmektedir. Iago yapacağı kötülüklere kendi gerekçesi olarak dedikoduların doğru
Hayatımı kendi ruh haline göre bana ithaf ettiği cümleler içerisinde geçiriyor olmak pek eğlenceli. Kimin mi tabii ki de annemin. Babama sinirlendiği zaman evime gelip '' ne yapacaksın kocayı ohh en rahat sensin '' demesinin ardından babam ile ikinci bahar moduna geçince de '' ahh kızım çocuklar da gidecek, bizler bugün var yarın yokuz nasıl geçecek ömrün tek başına '' diye ağıtlar yakan annem.
Her ne kadar ilk evlat olmanın verdiği mecburiyet sebebi ile erken büyümek zorunda olan kızların kaderini yaşamış olsam da;
Rahatlıkla içimi dökebilme güvenini bana verdiği , yaptığım tüm hatalarıma rağmen doğruları ne beni ne de dizini dövmeden anlattığı için gerçekten çok şanslı hissetmeme sebep annem.
Niye mi annem? İza, annesi, babası, eski eşi , çevresi, ilişkileri, ilişkisizlikleri kitabı okumaya başladığım andan itibaren hep annem ile kendimi sorgulamama sebep oldu.
Unutmadan şu araya sıkıştırayım ; İza seni hiç sevmedim. Savunulmanı, anlaşılmanı gerektirecek haklı bir hareketine kendimce şahit olmadım.
Çok alakasız demeyin ne olur azıcık anlatayım ; belki bir iki okur okumak ister, okumak istemeyenler ise bu satırları es geçebilirler.
Annem Üsküp doğumlu yani parçalanan Yugoslavya ‘da Üsküp de dünyaya gelmiş, boşnaktır. İlkokulu bitirdiği zaman Türkiyeye göç etmek zorunda kalınca eğitimine devam edememiş, diğer kardeşleri gibi eve katkı olsun diye daha 13 yaşında bir ilaç fabrikasında işe girmek zorunda kalmış.
Çok güzelmiş annem halen de çok güzeldir. Çevrede çok asılan olunca yarım yamalak türkçesi ile kızımı kandırırlar endişesi yaşayan dedem, 17 yaşında ve annemin kökenleri gibi boşnak olan babam, anneme aşık olunca hiç tereddüt etmeden evlenmelerine müsaade etmiş. ( O yıllarda ailenin rızası olarak evlenmeye izin verilirdi, sonradan kaldırıldı bu nikah
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma