Bugün bir dost meclisinde otururken, evli bir arkadaşım öylesine bir şey söyledi. Belki farkında bile değildi ne kadar derin konuştuğunun…
“Ben bazen boş konuşsam bile, eşim beni can kulağıyla dinliyor.” dedi.
O an sustum.
İçimden bir şey kımıldadı.
Düşünmeden edemedim: Ne büyük bir huzur bu… Ne ince bir bağ…
Bazen insan ne söylediğini bile bilmez; kelimeleri dağılır, zihni yorgundur. Ama karşısındaki onu dikkatle, gerçekten dinliyorsa… işte orada aşkın en sade hâli var. Orada varlığını kabul eden, sessizliğini bile önemseyen bir yürek var.
Ben o cümleyi alıp duamın arasına koydum.
Dedim ki:
“Rabbim, ne dediğimi unuttuğum anlarda bile beni anlayacak bir kalp nasip et. Kelimelerimin değil, hâlimin tercümanı olacak bir can…”
Mevlânâ’nın şu sözü geldi sonra aklıma:
“Dinle! Ne sesi var bu sazın, ne sözü… Ama ne varsa gönülde, o geçer karşıya.”
İşte mesele de bu galiba… Ne dediğin değil, kim için söylediğin ve kimin seni susarken bile dinlediği.
Bazen bir cümle yeter insana.
Bir cümlede yıllardır aradığı duayı bulur.
Ben bugün öyle bir cümlede durdum…
Ve orada biraz kaldım.