Gelecek acı, korku ve dehşet verici. Elbette gelecekte ne olacağını bilemem ama hissediyorum, tahmin ediyorum ve açıkçası görüyorum. İnsanlık tarihin her anında olduğu gibi yine ve yine masumlara zarar veriyor ve vermeye devam edecek daha önce yazdığım gibi insan hırslı, açgözlü, kaosdan zevk alan bir varlık ve bu durum geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de masumlara zarar verecek. 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı, krizler, darbeler ve daha nicesi zalim ve zenginler kazanırken masum ve yoksullar acı ve sefalet içinde içinde kalıyor, kalacak ve gelecekte de devam edecek. Adalet yalnızca zalimleri koruyacak gerçekler saklanacak, mazlum ve masumlar ezilecek. İnsanlık bu evrenin başına gelmiş en tiksindirici varlık.
Sınırları çizilmiş bir sahnede, irademiz dışında parlatılan bir spot ışığı altındayız.
Doğmayı biz seçmedik ama bu ölümlü etin acısını çekmeye mecbur bırakıldık.
Etrafımızdaki herkes büyük bir umursamazlıkla bu trajik oyunu alkışlıyor.
Oysa her gün, insanlığın çiğ vahşetiyle lekelenmiş bir sabaha uyanıyoruz.
Korkuyoruz; devletin sopasından, toplumun dışlamasından, ölümün o soğuk yüzünden.
Bu yüzden sevgiyi bir kılıf yapıyor, korkaklığımızı erdem diye pazarlıyoruz.
Zihin öyle sinsi bir zindan ki, içinde debelendiğimiz çarkları bize taht gibi gösteriyor.
Sürekli koşturuyoruz, anlamı olmayan bir yolda nefes nefese pedal çeviriyoruz.
En korkuncu da bu ya; sevdiğin her şeyin eninde sonunda çürüyeceğini bilerek yürümek.
İşte yaşamanın korku verici yanı; bu dehşeti bile bile, hiçbir şey yokmuş gibi devam etmek.
Medeni bir maskenin ardına gizlenmiş açgözlü, korkak ölümlüleriz hepimiz.
İsteğimiz dışında fırlatıldığımız bu dünyada, ölümlü bedenlere hapsedildik.
Bir lütuf gibi pazarlanan bu hayat, aslında dönüp duran boş çarklardan ibaret.
Zihin ise insana verilmiş en büyük kötülük; sonu bilmenin ağır işkencesi.
Yukarıdakinin elinde birer oyuncak gibi, anlık zevklerle avutuyoruz kendimizi.
Oysa gerçek çıplak: Her geçen gün artan vahşet ve toplumun çürüyen ruhu.
Bir odanın karanlığında, kirlenmiş dünyayı izleyen bir böcek gibi yalnızız.
Sürekli pedal çeviriyoruz bu yolda, yorularak ama hiçbir yere varmadan.
Sevdiğimiz her şey eninde sonunda yok olacak ve biz bunu bile bile yaşıyoruz.
İşte bu bitmeyen döngü, bilincin laneti ve varoluşun en derin sancısıdır.
Biz insanlar gerçek doğamızı saklıyoruz.
İnsan dediğimiz varlık hırslı, açgözlü, yalancı,
kaostan zevk alan, narsist bir varlıktır.
Gerçek doğamızı saklıyoruz çünkü korkuyoruz.
Devletten, cezalardan, toplum tarafından dışlanmaktan,
ve en önemlisi eğer varsa Yaratıcıdan,
cehennemden korkuyoruz.
Bizler o kadar korkak varlıklarız ki
Yaratıcıya olan korkumuzu sevgi veya saygı
olarak ortaya koyuyoruz ama hayır
gerçek tam anlamıyla şu; biz yaratıcının
gazabından korkan ölümlüleriz.