Karanlık ve kasvet içinde gün ışığının görünmediği uzun bir geceydi dünya
Toprağın zemheri ve zifiri haline, elleriyle gömülürdü vicdanlar
Sefâydı, zillete hizmetçi olana dünya
Boyunlara zincir, kalplere yeis vurulmuş
Güneşten bihaberdi karanlığı sonsuz bilenler
Gündüz kan , gece sarhoştu dünya
Hüseyin Karaaslan
Canına siper olup,canından can vereni hor görene
Söz veripte özünden çıkana
Düne takılıp kalana, yarından ürperene
Ölümü ziyaret edip, hakka dönmeyene hayret ederim
Bembeyazdı her yaprağı, hiç basılmamış kar birikintisi gibi,
hiç çizilmemiş bir sayfa gibi, bir çocuğun kalbi gibi; hiç incinmemiş, kırılmamış bembeyaz.
Bakınca, beyazlığı alıyor beni yaşanmamış safi berrak günlere ve geçmişin kirlenmeyen günlerine
hiç şefkati bitmeyen güneşin ve değeri ölçülmez altın sarısı gibiydi tam ortasında ki sarısı…
Dim dik duran PAPATYA’nın görünüşü.
Esen rüzgardan, darbe vuran insandan, çıkan tozdan, kirlenip dökülse yaprakları bir bir kuruyarak, bitmeyemi layık bakışımdaki şu mana
yoksa beklemek mi; sabırla, hasretle tekrar fıtratındaki saklı kalan hiç bitmeyecek olan güzeliğini yavaş yavaş görmek için beyaz bir baharı…