Kitabın türü nedir diye sorarsanız birçok cevap verebilirim. Otobiyografi, psikoloji, kişisel gelişim ve tarih.
Kitap genel olarak konu itibariyle nazi kampına düşmüş mahkum bir psikiyatristin yaşadıkları,hissettikleri ve bir doktor olarak analizleri.
Nazi soykırımı nedeniyle insanların neler yaşadıkarı ,auschwitz kampında yaşananlar , gaz odaları, kremetoryumlardaki insani olmayan katliamlar, yapılan işkenceler, açlık,susuzluk. Ama psikiyatrist olan yazarın mükemmel analizleri kitabı farklı yere götüren en önemli özellik : işkencelere karşı insanların ''hayata tutunacak bir nedeni'' nasıl buldukları, akıl almaz işkencelere nasıl katlandıkları, acılara yükledikleri anlamları...
kitabı okurken en çok hissettiğim duygu, ben orda olsam ne yapardım?. Yazarın üstünde durduğu en önemli noktalardan birisi mahkum ,kapo,askerlerden biri kim olursanız olun o pozisyonda olmadan onların yaptığı hiçbir davranışı eleştiremezsiniz. Örneğin bir mahkumun kendini kurtarmak için yaptığı bir zalimliği şu an kötü bir şekilde yargılayabilirsin ama o durumda sen olsan ondan daha zalim olmayacağına emin misin???
ikinci en güzel noktaysa yazarın iyimser ve her zaman olaylarda pozitif bir taraf bulması. Zaten bu sağduyusu olmasaydı o dayanılmaz işkencelere katlanabilir miydi bilmiyorum. Her olayda kendi için bir anlam araması, kendine bir sorumluluk bulması, onu hiç zihinsel olarak boşlukta bırakmamış.
kitabın son kısmında yazarın teorisi logoterapi, özet olarak anlatılmış. Psikanaliz yerine logoterapiyi savunuyor ve geliştirip dünyaya tanıtıyor.
psikanaliz geçmişe takılıp ,geçmişte yaşananlar ile insanın ruhsal durumunu düzeltmeye çalışırken ,logoterapi şimdiki amacının gelecek olduğu, bir hedefimiz ve amacımız olması gerektiği ,bu yolda sorumluluklar üstlenmemiz gerektiğinden