Kafka'nın kitaplarını anlamak için şüphesiz O'nun hayatını irdelemek gerekiyor. Bir defa çok otoriter, baskıcı, Kafka'ya fiziksel ve ruhsal şiddet uygulayan bir babası var. Kafka, bunun sonucunda içe kapanık, özgüvenini kaybetmiş, hep yarım hisseden, bir yanı hep acıyan, eksik bir çocukluk geçirmiş.
Bunu anlamak için en iyi kaynak kitabı; 'Babaya Mektup' Açıkca babasının acınası, baskıcı tavırlarının kendisini nasıl etkilediğini anlatıyor.
Bu kitapla ne bağlantısı var diyebilirsiniz ama var! Çünkü Kafka'nın çoğu kitabında babasının yarattığı tahribatın izlerine rastlamak mümkün.
Şöyle ki; Kafka Joseph K. Diye bir karakter yaratmış Dava adlı kitabında. Bir sabah evi polisler basar, neyle suçlandığını bile bilmeyen K. tuhaf muamelelere maruz kalarak apar topar gözaltına alınır. Tuhaf diyorum çünkü polisler neyle suçlandığı bile bilmeyen K.'nın evinde küstahça kahvaltı ederler, rüşvet teklif ederler. Sonrası tam bir absürt edebiyat örneği aslına bakarsanız. Çünkü ortada ne bir suç, ne bir dava, ne de bir mahkeme var. Hepsi hayali! Zaten kitap boyunca K' nın sadece bir kere hayali mahkemeye çıkması, neyle suçlandığını hiç bilmemesi, sözde yargılansa dahi ortalıkta gezmesi, bankadaki işine devam etmesi, Kafka'nın hayali bir dava üzerinden bize farklı birşey anlatmaya çalıştığını gösteriyor.
1 yıl boyunca, suçsuz olduğu hayali davanın peşinden gitmesi, adilce yargılanarak değil, kişisel çıkar ilişkileri ile suçsuzluğunu ispatlayabileceğini düşünmesi, bunun için tuhaf bağlantılar kurması, hatta hayali hakimlere yakın kadınlardan bile medet umması, bahsi geçen absürt olaylar örgüsü üzerinden, Kafka'nın okura bir alt metin sunduğunu gösteriyor.
Kitapta, her evin çatısı mahkeme tutanaklarının bulunduğu salonlar olarak tasvir ediliyor. O zaman burada gerçek bir mahkeme yok ama
Her Sabah Seninle Başlar
Önce gözlerin girer odamdan içeri Sonra ellerin, saçların dudakların Bir bir hatırlarım Her sabah senin olan ne varsa Yüzüm aydınlanır Şarkılar söylemek gelir içimden Yakında bir kuş öter Uzaklarda bir tren sesi Sonra kornalar, çocuk ağlamaları Vapur düdükleri Sesler bir uğultu halinde yükselir büyük şehirlerden Ve alışılmış bir yaşamaktır çöker omuzlarıma Sarar benliğimi birden Büyük, devamlı dalgalar halinde duygularım Her sabah seninle başlar Ve ben her sabah Ta içimde bir ağrı gibi yokluğunu duyarım Her sabah Rezil insanlar bekler her köşebaşında beni Yüzleri, yürekleri kadar kirlidir Biri gider, biri gelir Biri gider, biri gelir Yakamda duygusuz iğrenç elleri Ve soğuk gözbebekleri gözlerimde O alışılmış yaşamak ki her sabah İğreti bir elbise gibi durur üzerimde Bir isyandır sarar içimi Her şeyi üzerimden çıkarıp atasım gelir Fakat insanlar, insanlar bırakmaz beni Biri gider, biri gelir Hep aynı ses, aynı şarkı Aynı sağır gökyüzü Dilsiz bir deniz Kör bir düzen Hep aynı kör döğüşü Yalancı yüzler, aptalca bakışlar O iki yüzlü selamlar Hep aynı tempoda geçen manasız bir gün Hep o değişmeyen puslu ikindi üstleri Ve hep aynı yorgun, zoraki akşamlar Ya o geceler satılmış, utanç dolu Büyük avizelerin aydınlattığı sefil yüzlerimiz Renkli kumaşlar, altın kol düğmeleri Kristal kadehlerde kral içkiler O hesaplı dostluklar Satın alınmış sevgiler Ben alışılmış şeyleri sevmem, bilirsin Yaşamaksa dilediğim gibi yaşamalıyım Sevmekse gönlümce sevmeliyim Kendi ellerimle yazmalıyım alın yazımı Ölmekse istediğim anda ölmeliyim ve yaşıyorsam Her şey bambaşka olmalı seninle Alışılmış şeylerden öte Yalanlardan, düzenlerden uzak Yeter, yeter artık Dönmesin o eski plak Her şey gölümüzce olsun Bulsun Dilediği zaman ellerim ellerini Paylaşalım seninle bütün geceleri
Eğer bir kişiye "seni seviyorum" diyebiliyorsam, "sende herkesi seviyorum, seninle tüm dünyayı seviyorum, sende aynı zamanda kendimi de seviyorum" da diyebilmeliyim.