”Sabahları kalkmayı canın istemedikçe şunu hatırla: “İnsanlık görevi için kalkıyorum.” Eğer bunun için doğduysam, bunun için dünyaya gönderildiysem neden huysuzlanıyorum? Çarşaflara örtülere sarılıp kendimi ısıtayım diye mi yaratıldım? “Fakat bu daha keyifli.” Öyleyse keyif çatmak için mi dünyaya geldin, eyleme geçmek,çaba harcamak için değil mi yani? Bitkilerin, küçücük kuşların, karıncaların,örümceklerin,arıların üstlerine düşen her şeyi yaptıklarını,ellerinden geldiğince dünyanın düzenine katkıda bulunduklarını görmüyor musun? Ve sen insanların görevlerini yerine getirmesini istemiyorsun öyle mi? Kendi doğanın sana buyurduklarını yapmakta acele etmeyeceksin öyle mi? “Fakat dinlenmem gerek” Tabii ki, benim de dinlenmem gerek. Yine de doğa yemek, içmek gibi bunun da ölçülerini ve sınırlarını belirlemiştir, oysa sen yararlı dinlenme ölçüsünü aşıyorsun. Fakat eyleme gelince gereğinden azını yapıyorsun, hatta payına düşen ölçünün altında kalıyorsun. Aslında sen kendini sevmiyorsun; sevseydin doğanı ve doğanın gereğini de severdin.”
“Düşüncelerimizin karakterimiz ve eğilimlerimiz üzerindeki etkisini yeni yeni fark ediyoruz. İrade, duygusal bir güçtür ve düşüncelerin irade üzerinde etkili olabilmesi için tutkularımızla da beslenmesi şarttır.”
.
.
.
”Dağınık, düzensiz bir çalışmanın yoğun olmasının hiç bir faydası yoktur. Sarf edilen çaba tek bir neticeye yönelik olmak zorundadır. Bir fikrin veya duygunun içimizde canlanması ve yerleşmesi için samimi olması, devamlı olması ve tekrar etmesi gerekir.Fikirlerin veya hislerin olgunlaşması, organize olması yavaşça,sabırla, derin tefekkürle olur. Laboratuvarda üretilen muhteşem kristal misali suyun içindeki milyonlarca molekülün yavaşça ve düzenli bir şekilde toplanmasını beklemek gerek.”
.
.
.
”İrademiz müdahale etmediği müddetçe hayatımızı dürtülerimiz şekillendirir. İnsanların çoğu dışarıdan birileri tarafından yönetilir. Tıpkı Dünya’nın Güneş etrafında dolanırken izlediği yörüngeyi sorgulamadığı gibi modayı, fikirleri sorgulamadan takip ederiz. Belki biraz karmaşık yapıya sahip mutlak suretle bilinçli, içgüdüleri olan ve de garip isteklere sahip kuklalar gibiyiz. İnsan içindeki idealist duyguları ve asil ruhunun izini bırakıp içgüdüleriyle hareket ederse yoldan çıkmaya yüz tutar. Bu sebeple Erdemli yaşlıların gençlerden fazla olmaması şaşırtıcı değildir.”
.
“Türkiye’nin durumuna gelince, Türk toplumu itaat kültüründen gelmektedir. Lider tipi bir toplumdur. Biz ne kadar yalancı,düzenbaz olsak da bizi yönetenlerin dürüst, namuslu olmasını isteriz. Bu nedenle güven verici bir yönetim, toplumdaki hak duygusunu, güven duygusunu arttırıcı etki yapacaktır. Siyasetçiler yalan söylemeden siyaset yapmanın yolunu bulmalıdır. Aksi takdirde güvensizlik daha derinleşecek, sosyal zorluklar yaşanacaktır.”
“Devreye girip çocuklarını acıdan kurtaran ebeveynler, çocuklarının hayatlarının daha sonraki dönemlerinde yerlerini başka karşılıklı bağımlılık yaşayan kişilere, uyuşturucuya, alkole, yeme bozukluklarına, alışverişe ya da diğer bağımlıklara bırakırlar. Bu şekilde davranan ebeveynler çocuklarına sıkıntıların ve tersliklerin yüzleşirmişim, başa çıkılması ve değiştirmeleri gereken şeyler olduğunu değil, ‘anne’ ya da ‘baba’ gibi anında tatmin yaratan unsurları kullanarak o anda giderebilecek şeyler olduğunu öğretmiş olurlar.”