Uzun zamandan beri okumayı düşündüğüm, Kemal Sayar’ın tek öykü kitabı Otoyol Uykusu. Burak kardeşim etkinlik var deyince elimde hazırda bulunan Kemal Sayar kitaplarından birine uzanıverdi elim.
On üç kısa öyküden oluşan yüz on dokuz sayfalık bir eser.Bazı öyküleri ikişer defa okudum ve keşke daha fazla öyküsü olsaymış diye düşündüm okurken.
Kitabı ilk bitirdiğim andaki düşüncelerimi o anlarda yaşadığım bazı sıkıntılardan dolayı tam ifade edip yazamadım maalesef. Dolayısıyla belki kitabı tekrar okuduğumda güncelleyeceğim daha da derinleştireceğim bir cümle kurmak istedim en azından.
Bazı öyküsünde çocukluğun saflık ve temizliğini, çocukluktaki aşk ve hayallerin güzelliğini, bazı öyküsünde Allah’a karşı muhabbetin kalbimde ilk parıldamaya başladığı o ilk büyülü zamanı ve öykülerdeki karakterler üzerinden, kendi içimde yaşadığım bir çok yüzleşmenin değişik boyutlarını hissettiğim hoş bir eserdi.
Otoyol UykusuM. Kemal Sayar · Kapı Yayınları · 2017864 okunma
Zvornik’te yedi yüzden fazla erkeğin öldürülüp, binlerce insanın işkence ve tecavüzlerden sonra şehirden atılacağını, hele de Srebrenitsa’da sekiz bin sivilin günlerce yakılarak, işkence edilerek öldürüleceğini nereden bilebilirdi ki masum Suada? Ve daha nice vahşeti... S.68
Bir topluluk diğer bir topluluğa nasıl bu kadar vahşice davranır.Bu zülme ortak olan bir insanın iradesi, duyguları, aklı nasıl bu kadar ölebilir, anlamak zor. Çok üzüldüm bu vahşetin ayrıntılarını okurken.
Bunların unutulmaması adına ve bu zulümlere karşı durmak adına yapabileceğimiz bir şeyler olmalı gerçekten. Bu anlamda yazarımız Mehmet Y. Hocamı takdir ediyorum. Şahsen ben bu konularda çok bilinçsiz ve ilgisiz olduğumu hissettim kitabı okuyunca. Dolayısıyla, umuyorum ki ilerleyen zamanlarda bu meselelere ayrıca vakit ayırıp bir şeyler yapabilirim.
Farkında olarak veya olmayarak, yaşantımızın bizi düşürdüğü ve bocaladığımız boşluklar, böyle güzel yazılmış edebi eserlerdeki tasvirler üzerinde düşünürken tatlı tatlı tamamlanıyor sanki. Bununla birlikte kitabın sonundaki aşk hikayesini okuduğumda, hüzünlü bir şarkıyı söylemekten duyduğum o anlatılmaz duygusal hazzı yaşadım sanki. Çok manidar bir hikayeydi.Böyle bir sevdayı hissedebilmek ve değerini bilebilmek ne büyük bir ilahi lutüf.
Ayrıca değinmek istediğim bir konu, kitapta ara ara yer verilen demokrasi ve laiklik konusudur.Mehmet Y. Hocamın ve diğer okurların fikirlerine saygı duymakla birlikte şu soruları gerekli titizliği göstererek her okurun kendi aleminde cevaplaması gerektiğini düşünüyorum. Atatürk ve İsmet İnönü bu vatana demokrasi ve laiklik ve bir takım yenilikleri getirirken ne şekilde getirdiler?Bazı masum insanlara ve onlar sadece dinlerini yaşıyor diye haksızlık hukuksuzluk yaptılar mı?Manevi değerlerimizin aleyhinde
Yola Düşen GölgelerMehmet Yılmaz (Samsunlu) · Roza Yayınevi · 2019173 okunma
İnsanın yüreğini burkuyor gerçekten, yüzde doksandokuz engelli birinin gözlerinden dünyaya bakmak. Ama o kişideki hayata bağlılığa ve şükran duygusuna şahit olduğunuzda ister istemez iman geliyor aklınıza. Allaha inanmak ve bağlanmak, ne sırlı bir mucizedir ki en aciz duruma düşen bir insana sevgisiyle,teslimiyetiyle hayata meydan okutuyor.
Kendini karşısındaki insanın yerine koyabilip bu şekilde yaşananlara bakmak, hem kendisi hem de karşısındaki insan için bir şifa oluyor insanlığa.
Engeli olmayan bir insan için gayet sıradan olan eylemler; bir bardak su içmek, yürüyüşe çıkmak, sarılmak ve kısaca kendi ihtiyaçlarını giderebiliyor olmak ne kadar basit ve sıradan görünebiliyor.Oysa bunları yapamayan birinin gözünden dünyaya baktığınızda ne kadar değerli ve şükredilesi eylemler olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.
Kitabı severek okudum, Rukiye Hocamın verdiği mesajlar dikkatime derinlik kattı ve onun mizah anlayışıyla tebessüm etmenin güzelliğini yaşadım.
Mutlaka okumanızı ve hayatı, insanlığı onun gözlerinden okumanızı tavsiye ederim.
Okuma listemde olan bu kitabı, İnci ve Sueda Hocalarımın etkinliği vasıtasıyla okumuş olmanın güzelliği ayrı bir zevkti benim için.Böyle orjinal ve bol istifadeli bir etkinlikten dolayı emeklerini takdir edip teşekkür ediyorum kendilerine.
Kitabın düşündürdüklerinden bir kısmını zikrederek keyifli okumalar diliyorum.
Tarihte yaşanmış önemli olaylar ve bazı güncel diyebileceğimiz haberler üzerinden, modern zaman insanının içinde bocaladığı trajik durumları, kendine has benzetmeleriyle hakikate ve kendi değerlerimizin özüne indirgeyerek tasvir eden ve neleri kaybettiğimiz, kaybetmek üzere olduğumuza dair göndermeler yapan yazarımız A.Ali Ural’ın deneme yazılarını beğenerek okudum.
Toplumsal olarak veya bireysel olarak, insanlığın veya insanlığımızın erimeye yüz tuttuğu bu zamanlarda, savaş vereceğimiz en önemli nokta, kalbimiz ve onun nuru olan imanımızı gerçekleştirip kemale erdirebilme noktasıdır diye düşünmeden edemedim. Nitekim, bilhassa paylaşmış olduğum bir alıntıda, yazarın da buna gönderme yaptığını gördüm.
Yaşadığımız insanlık dışı durumlara çözüm olarak, iki insan başına bir kamera düşecek şekilde tedbir almayı düşünenlere şöyle diyor A. Ali Ural.
“Bana soracak olursanız iki kişiye bir değil, bir kişiye iki kamera düşmeli, vatandaşın sağ ve sol omuzlarına yerleştirilen kameralardan biri suçlarını, diğeri iyiliklerini çekmelidir.”
Evet, biz iman edenler olarak bu iki kameranın çalıştığını imanımızın kalitesi nispetinde hissediyoruz.
Ama maalesef ki bu kameralardan yoksun olanlar sayesinde ve bizler de kameralardan gaflete düşecek kadar dünyaya daldığımızda kötülük ateşi yakıyor dünyayı.
Tabii ki umutsuzluğa düşmek yazmaz bizim kitabımızda, o halde hem kendimizin hem insanların imanını kuvvetlendirecek şekilde yazıp şekillendireceğiz öykümüzü ve kötülüğe
Çok fazla şair bilmiyorum ama Zarifoğlu’nun şiir kitabını okuyunca şöyle düşündüm; gizemli, kapalı anlatımda kendisinin üstünde bir şair yoktur herhalde.Şiir kitapları okuyunca, insan duygularını ifade etmenin zerafetine şairlerle birlikte ortak olmak istiyor. Şiir yazmanın altındaki motivasyon da anlaşılma duygusundan geliyor olsa gerek.Herkes tarafından değil de entellektüel zekası yüksek okurlar tarafından anlaşılıyor olmak bir şair için olmazsa olmazlardandır herhalde. Ancak
Zarifoğlu’nun kapalı anlatımı öyle böyle değil. Tabi ki anlayabildiğim ve anlamlandırabildiğim dizeleri oldu bu eserinde ama bir çok yerini anlayamadım. Bir ara düşündüm, okuyucuya karşı haksızlık değil mi biraz egoistçe bir tutum değil mi bu kadarda kapalı anlatmak. Değil tabi. Yazar da, okur da dilediği gibi ifade etme ve anlama özgürlüğüne sahip olmalı.(Bâtıl’ı tasvir etmedikçe)Demek Zarifoğlu’ nun şiirleriyle verdiği bir mesaj da şöyle oluyor. Bir şairi okumak ve anlamak için, o şairin kimliğini ve hayatını okuyup anlamlandırmanız kaçınılmazdır, ki bu şair Zarifoğlu’ysa hiç mi hiç kaçınılmazdır. Dolayısıyla her ne kadar bir çok yerini anlayamadığım bir eser olsada, anladığım kısımlarını okumaktan, anlamadıklarımın hala bir hazine olmasından keyif duyduğum bir eserdi benim için.
Son olarak, benim için kitaptaki en çok anlam ifade eden dizelerden biri.
“Ayrılık vardı hep
Ay gece olunca pay eder ayrılığı
Ey güzelce yakalandığım
Mutlulukla sunulan
Bize bahşedilen armağan kılınan
Ayrılık sen ki
Aşkın ve sanatın
Durmadan doğumlar getiren anası
Hep orda gebe karınların dibinde içinde
Doğuma en yakın
Doğmadan gibi ve aralıksız doğarak”