Çavdar Tarlasında Çocuklar
J.D. Salinger
Sayfa sayısı 198
5/10
Henüz ergenlik çağında olan Holden Caulfield'in okuldan atılması ve ailesinin yanına dönene kadar dışarda geçirdiği 3-4 günü anlatılıyor.
Okunması gereken kitaplar listelerinde bulunan ve ismini gördüğümde, heyecanla alıp okumak istediğim bir kitaptı. Farklı bir konunun işlendiğini düşünüyordum ama öyle olmadı. Benim için tam bir hayal kırıklığıydı, kitabın ismi ile konunun uzaktan yakından alakası yoktu. Sadece bir iki yerde şarkı sözü olarak geçiyordu.
Biraz araştırınca iki farklı basımının olduğunu öğrendim. Bir basımı Çavdar Tarlasında Çocuklar, diğer basımı Gönülçelen olarak raflarda yerini almıştı.
Evet, Gönülçelen olarak okusaydım daha uygun olabilirdi.
Dediğim gibi büyük bir beklenti ile okumaya başladım. Kahraman bakış açısı ile yazıldığı için gayet akıcı ve sade bir anlatım vardı. Her şey güzel ilerlerken konu olarak 50.sayfadan sonra sıkıldığımı fark ettim. Kitabın yarısına geldiğimde yarım bırakmamak için okumaya devam ettim. Kitabın sonunda ise büyük bir belirsizlik içinde kalakaldım...
Holden'a dönecek olursak, girdiği çoğu okuldan atılan, her ortama uyum sağlayamayan ve hayattan zevk almayan 16 yaşında bir ergen. Bunlara rağmen asla kaba değil kibar ve kimseyi kırmak istemeyen, kendi halinde birisi diyebilirim. Sorgulamayı ve insanları gözlemleyip çıkarımlarda bulunmayı da ihmal etmiyor.
İçinde güzel mesajlar barındırsa da bana göre sayfaların birbirini taklit ettiği, üç dört günün kırk gün gibi geçtiği, seyahatname olsa -yer betimlemeleri çok fazla- belki daha keyifli okuyacağım bir eserdi.
Edebiyat dünyasını ikiye ayıran seveni olduğu kadar sevmeyeninin de olduğunu bilmenizi de isterim. Çok üzülerek söylüyorum ben sevmeyenlerin arasında yer alıyorum.
Yabancı
Albert Camus
Sayfa Sayısı 110
7/10
Her ne kadar bir kere okumaya çalışıp yarıda bıraksam da, ikinci defa okuduğumda bunun kitapla ilgili olmadığını anladım. Sadece uygun zaman değilmiş. O zaman geldiğinde, Albert Camus'un anlatımı ve Nobel ödüllü eseri ile tanışmış oldum.
Kitap, Meursault adındaki karakterin annesinin ölümü ile başlıyor. Annesinin vefatı ardından üzüntü duymayan, hissiz, günlük hayatına çabucak adapte olabilen bir insanla karşı karşıya kalıyoruz. Biz, neden böyle davranıyor diye düşünürken o ise birini öldürüp katil oluyor.
Bu vurdumduymaz tavırları mahkemede aleyhinde kullanacak kadar dikkat çekiyor. Kaldı ki bunu fark eden onlarca şahit kapıda bekliyor...
Kitabın sonuna doğru bazı belirsizlikler artık sonuca kavuşsa da, Albert Camus'un Varoluşçuluk akımından etkilendiğini ve bu fikirler ile yazdığını bilmek konuyu daha anlaşılır hale getiriyor.
Onun için yaşam anlamsızdır ve Meursault için yaşam yeni bir dünyaya ulaşmak için geçici bir yerden ibarettir.
Enrico...
Yıllardır kitaplığımızda okunmayı bekleyen iyi kalpli çocuk.
Saygıyı, umut etmeyi, koşulsuz sevgiyi ve daha nice değerleri üçüncü sınıfa gitmesine rağmen en iyi şekilde öğrenebilen, onları en güzel şekilde kullanabilen bir çocuktan bahsediyorum.
Ana karakterimiz Enrico,
17 Ekim Pazartesi günü -okulun ilk günü- günlük tutmaya başlıyor.
Günlüğünde ailesine, arkadaşlarına, başından geçen olaylara hatta kendisine gelen mektuplara yer veriyor.
10 temmuz pazartesi günü ise son sayfasını yazarak veda ediyor.
Dünyanın en faydalı çocuk kitabı niteliği taşıyan ve yazarın kendi oğlundan ilham alarak yazdığı bu eser, okullara tavsiye edilmiş bulunmaktadır. Ben birkaç bölümünü sakıncalı bulsam da genel olarak değerler eğitimi üzerine okutulması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Saf ve çocuksu duygularla anlatılan olayları, bazen akıcı bir şekilde bazen de sıkılarak okudum diyebilirim.
Yine de Enrico sayesinde hislerimin unutulmaya yüz tutmuş taraflarını fark etmiş oldum.
İyi ki okumuşum.
Çocuk Kalbi