“Bilimsel açıdan kanıtlanan olaylar, onların öznel açıklamalarını yıkar yıkmaz, bu kanıtlanmış olayların tanımını da içine alan ve daha geniş bir alana yayılan, yeni öznel açıklamalar yumurtlamaya başlamışlardır. İşte, yüzyıllar da geçse bütün bu işleri sürdürmekten hiç vazgeçmeyeceklerini düşünüyorum. ”
“Yüreğin, duyguların merkezi olduğuna dair felsefe yaparlarken, bu sözcüğü yanlış kullandıysam beni hoş görün, bilim adamları yüreğin kan dolaşımının merkezi olduğunu keşfetmişlerdi. Onlar açlık ve vebayı Tanrı'nın afetleri olarak ilan ederken, bilim adamları tahıl ambarlan kuruyor ve şehirlerde lağım kanalları açıyorlardı. Onlar kafalarında, keyiflerine göre Tanrılar yaratırken, bilim adamları yollar ve köprüler yapıyorlardı. Onlar dünyayı evrenin merkezi olarak tanımlıyorlardı, öte yandan bilim adamları Amerika'yı keşfediyor, yıldızlari ve bu yıldızlari yöneten yasaları bulabilmek için uzay araştırmaları yapıyorlardı.”
“Yoksa sen, Ron ve Hermione’nin sözde Fred ile George’un dükkânının arka odasında olmanız gerekirken yok olup nereye gittiğinizi keşfetmek üzere miyim?”
“Peki ama nasıl –”
“Harry, lütfen. Fred ile George’u büyütmüş olan adamla konuşuyorsun.”
“Ama ben Dursley’lerdeyken,” diye araya girdi Harry, sesi gittikçe güçlenerek, “Kendi köşeme çekilemeyeceğimi anladım – yoksa çökerdim. Sirius bunu istemezdi, değil mi? Ayrıca, hayat çok kısa... Madam Bones’a bakın, Emmeline Vance’e bakın... sırada ben olabilirim, değil mi? Ama sıra bendeyse de,” dedi ateşli bir şekilde, şimdi Dumbledore’un asa ışığında parlayan mavi gözlerinin içine bakarak, “benimle beraber elimden geldiğince çok Ölüm Yiyen’i ve becerebilirsem, Lord Voldemort’u da götüreceğim.”
“Annenin ve babanın oğlu ve Sirius’un gerçek vaftiz oğlu gibi konuştun!” dedi Dumbledore, Harry’nin sırtını onaylar bir şekilde okşayarak. “Sana şapkamı çıkarıyorum