Fransa’da yaşamakta olan bir Rus Generali ve ailesinin yanında öğretmen olarak çalışan Aleskey İvanoviç iki hafta süren bir ayrılıktan sonra, General’in yanına geri döner. Bu süre zarfında otele birkaç tanıdık sima gelmiştir. Bunlardan birisi İvanoviç’in hiç hoşlanmadığı Fransız, diğeri ise İvanoviç ile sıkı bir dostluğu olan Mister Astley’dir. Zamanla Fransız’ın otelde bulunuş nedenini anlamaya başlamıştır. General’in, Fransız’a yüklü bir miktar borcu vardır ve bu borcu da uzun süredir hasta olan Rusya’daki zengin halasından kalacak mirasla ödemeyi düşünüyordur.
İvanoviç’in General’in üvey kızı Polina’ya olan sevgisi gün geçtikçe artıyor ve ona daha çok bağlanıyordu. Fakat Polina ona karşı tutarsız davranışlar sergiler. Kimi zaman samimi, kimi zaman da küçümser tavırlar takınır. Ayrıca Fransız ile Polina arasındaki yakınlaşma da İvanoviç’in gözünden kaçmamıştır.
Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar bir domuz tarafından kışkırtılmış, hayvanlar devrim yaparak idareyi ele geçirmişlerdir. Devrimciler her hayvanın eşit şartlarda yaşayacağı bir yasa hazırlamışlar ama yeni liderler yasaları kendi çıkarlarına göre değiştirerek eski tas eski hamam olmuşlardır.
İnsanların kurduğu sömürü düzenine başkaldıran hayvanlar yönetimini ele geçirmişler eşitlikçi bir düzen kurmak istemişler, ama akıllı domuzların önderliğindeki hayvanlar, devrimi yolundan saptırarak insanlardan daha baskıcı ve daha acımasız bir diktatörlük kurmuşlardır.
Eser, hayvanlar âlemini konu alıyormuş gibi insanlar âlemini anlatmış, kara mizah yoluyla toplum yapısını ve insanların düzenlerin eleştirmiştir. Her hayvan sembolik olarak bir insan tipini tasvir etmiş, yaşayan liderlere, insan tiplerine, düzenlere ve yasalara göndermelerde bulunmuştur.
Dünyanın en basit, en zavallı, hatta en ahmak adamı bile, insanı hayretten hayrete düşürecek ne müthiş ve karışık bir ruha maliktir!... Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan dedikleri mahlûku anlaşılması ve hakkında hüküm verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz?
Sefiller, Paris ve romanın baş kahramanı Jean Valjean’dan ibarettir özünde. Uzun bir kurgu, ara ara tarihsel bir perde ile bölünüp karşımıza Fransa yahut Paris çıkıverir. Tam sıkılmaya başlanırken -meraklısı değilseniz- birden bir bakıverirsiniz tüm bu tarihsel anlatım ana kurgu ile son derece başarılı bir şekilde bağlanmış. En sonunda ise kurgu boyunca romana dahil olan tüm karakterlerin yazgısı Jean Valjean’a bağlanır. Bu örümcek ağı şeklini anımsatan dâhiyane kurgu Victor Hugo’nun ne denli eşsiz bir yazar olduğunun açık bir kanıtı olarak çıkar karşımıza.
İnsanların sorularına maruz kalmamak için onlarla konuşmaktan kaçınıyordu. Asla kente inmiyor, tuval ve boya alması için karısını gönderiyordu. Zürich gölü yakınlarındaki küçük bir köyde bir köylüden kiraladığı evde varlığını, ismini unutturmaya çalışıyordu. Fakat bildiği bir şey vardı: Herhangi bir çekmecede yüz binlerce kağıdın arasında bir kağıt vardı. Biliyordu. Günün birinde, herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda bu çekmece çekilecekti – bu çekmecenin açıldığını duyuyordu, adını yazan daktilonun tuşlarının vuruşunu duyuyordu ve biliyordu, bu mektup onu buluncaya kadar dolanacak, dolanacaktı.
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma