...ben varlığımı kendime borçlu olmuş olsaydım, ne kuşku duyardım, ne arzu hissederdim ne de bir şeyden mahrum olurdum. Çünkü hakkında bir fikir sahibi olduğum her tür yetkinliği kendim kazanmış olurdum, böylece ben kendim Tanrı olurdum.
...yanlışlık ancak yargılarımıza has bir özelliktir, yani demek ki ben özellikle bir yargıda bulunurken yanılmamaya dikkat etmeliyim. Yargılardaki en dikkat çekici ve en bilinen yanlışsa, bende bulunan fikirlerin benim dışımda bulunan şeylere benzediklerine ya da o şeye uygun olduklarına dair bir yargıda bulunmamdan kaynaklanır.
Peki, düşünmek? İşte sonunda buldum, evet, düşünce. Çünkü bir tek o benden koparılamaz. Benim, ben varım, bu kesin. Ama ne kadar süre? Elbette düşünüyor olduğumu sürece. Çünkü oldu da bütün düşüncelerimi bir anda durdurdum diyelim, işte o anda varolmaktan da hepten vazgeçmiş olurdum. Demek ki artık doğru olması zorunlu olan dışında hiçbir şeyi kabul etmiyorum. Daha kesin konuşmak gerekirse, ben artık yalnızca düşünen bir şeyim, yani bur zihin, bir ruh, akıl ya da mantık; önceden anlamını hiç bilmediğim kelimeler bunlar. Kısaca ben hakiki bir şeyim ve hakikaten varolan bir şeyim. Ama nasıl bir şey? Dedim ya, düşünen.