Türk Sultanı'nın askerlerinin lehine olan durum, maaşlı askerler olmaları. Yani yabancı topraklardan bir süreliğine getirilip hizmetleri karşılığında para verilen adamlar değiller. Bazı hükümdarların İsviçreli ya da başka ülke askerlerine yaptıkları gibi, ya da diğer hükümdarlardan asker istedikleri gibi değil yani. Çünkü bu insanlar rahatsızlık verebilir, sadakatsizlik yapabilir, üstünlük taslayabilir ve böylece de ülke için tehlike olabilirler. Türk Beyi'nin sahip olduğu bütün adamlar kendi adamları
Adı Currem Haseki'dir (Sultanın gözdesi Hürrem) Rusya'da doğmuştur. Bazı tarihçiler kendisinin Fransız asıllı olduğunu, diğerleri de Sienalı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Sıradan bir kölelikten, Süleyman'ın karısı, tek başına sultanın yatak arkadaşı olmaya kadar yükselmiştir. Gençlikte çekiciliğini kaybettikten sonra da ruhundaki neşe ve canlılık sayesinde sultanın vereceği kararlarda İbrahim'den çok söz hakkına sahip olmayı başarmıştır. İbrahim ve Ahmed isimli veziriazamların ve sultanın oğlu Mustafa'nın ölümlerine sebep olduğu söylenmektedir ve bunu savunanlar da haklı olabilirler. 1558 yılında ölmüştür..
Hıristiyan okullarıyla eğitim faaliyetleri ve kadın çalışmaları da
gerçekleştirilecek faaliyetler arasındaydı.Daha çok Protestan olmayan diğer Hıristiyanlar içerisinde faaliyet yürüten misyonerlerin, meydana gelen değişikliklerle beraber Müslümanlara yöneldiği açıktır. Buna göre Müslü manlar cephesinde çok sınırlı Hıristiyanlaşmalar gerçekleş mekle beraber özelikle Hıristiyan ayinleri ile İncil'e merakları ve yine misyonerleri ziyaretleri olumlu karşılanıyordu.
Benzer bir durum misyonerlerin bizzat Müslümanları
ziyaretleri için de söz konusuydu. Hatta bazen kimi Müslümanlar doğrudan Hıristiyanlıklarını ilan ettikleri gibi, bazıları da bu misyonerler tarafından vaftiz ediliyordu. Müslümanların bu durumu da misyonerlerce "ruhen aydınlanmamış olmaları ve dinlerinden memnun olmamalarından ötürü daha iyi bir şeyin özlemini çekmek" şeklinde yorumlanmaktaydı. Ayrıca kendilerine ilgi gösteren gruplar içerisinde bilhassa , Kızılbaşların durumu misyonerlerin özel olarak dikkatini çekecekti. Bu ba kımdan bölge olarak Maraş ve periferisinin misyonerlere
yönelik bu teveccühlerde daha fazla ön plana geldiği söylenebilir.
Sonrasında misyoner faaliyetleri daha Doğu'ya yayıldıkça buna Antep, Sivas, Erzincan ve Dersim civarı da eklendi. Bu alakada da başta; Kızılbaş inancının misyonerlerin hafızasında kodla nan İslam'dan farklılığı olmak üzere, Müslümanların (Sünni) bu inanç mensuplarını Müslüman olarak görmemeleri ve karşılık olarak Kızılbaşların da onlara nefret duymalarından kaynaklanmaktaydı. Bunda ayrıca, topluluk mensuplarının bizzat misyonerlere diğer Müslümanlara nazaran daha sıcak davranıp, onlardan eğitim alma ve bazen de Hıristiyan olma yönlü birtakım taleplerde bulunmalarının etkisi de bulunmaktaydı.