Büyük Büyük Dalip

Büyük Büyük Dalip
Sa souvraya niende misain ye.
"Ha ha ha ha ha. Selam ola!" diye heyecanla onları karşıladı adam. Parmakları göğsüne hafifçe vuruyor ve neredeyse bir kulağından diğerine kadar uzanan gülümsemesi, ortadaki dişlerinin fildişinden ve geri kalanının ise altından olduğunu açıkça gösteriyordu. "Ben Sali Dalib, ben oyum, evet oyum! Siz alırsınız, ben satarım. Küssel iş, küssel iş!" O kadar hızlı konuşuyordu ki dedikleri hemen anlaşılmıyordu. Dostlar birbirilerine bakıp omuz silktiler ve yollarına devam etmeye davrandılar. "Ha ha ha ha ha," diye gülerek üsteledi tüccar, tekrar önlerini keserek. "Her neye ihtiyacınız varsa, Sali Dalib'te bulunur. Hemi de çeşit çeşit, bol bol. Afyon, fanfinifinfon, okumasyon."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bize Calim Çölü'nden bahset," dedi Wulfgar. "Çöl nedir?" "Çorak bir kara parçası," diye yanıtladı Deudermont tatsızca, eğer o yolu seçerlerse kendilerini neyin beklediğini bilmelerini isteyerek. "Bomboş, çorak bir arazi. Sıcak rüzgârların estiği, kumların havada uçuşup adamın gözlerine battığı bir yer. Canavarlar insanoğlunu dize getirir orada. Ayrıca birçok bahtsız yolcu, akbabalar tarafından temizlenmek üzere sürünerek ölür." Dört arkadaş, kaptanın yaptığı bu nahoş tanımlama karşısında umursamaz bir şekilde omuz silkti. Isı farkı hariç tutulursa, kulaklarına tıpkı yurtları gibi geliyordu.
"Asla mı?" diye tekrarladı Deudermont. "'Asla' değil ama nadiren. Ve eğer korsanlar üzerimize saldırırsa, biz de yelkenlerimizi rüzgârla doldurup kaçıyoruz. Yelkenleri rüzgârla doluyken Su Perisi'ni pek az gemi yakalayabilir." "Peki ya sizi yakalarlarsa?" diye sordu Wulfgar. "İşte o zaman yolculuğunuzun bedelini ödemeniz için fırsat çıkar," diyerek güldü Deudermont. "Kanımca, taşıdığınız o silahlar, akıncı bir korsanın takip isteklerini yumuşatacaktır." Wulfgar, Aegis-fang'i yüz hizasına doğru kaldırıp ona baktı. "Umarım geminin hareketlerini, öyle bir savaşta başarılı olabilecek kadar iyi öğrenmişimdir," dedi. "Gelişigüzel bir salınış beni denize düşürebilir!" 'O zaman sen de korsan gemisinin yanına yüzersin,' diye düşündü Drizzt, 've onu alabora edersin!'
Son ışık da gökyüzünden silindi ve yıldızlar göz kırparak doğmaya başladı. Gece vakti, diye düşündü Bruenor, bir parça rahatlayarak. Drowun zamanı. Bruenor, gitgide derinleşen karanlığa aniden başka bir açıdan baktığında, yüzünde belirmeye başlayan gülümseme emaresi çabucak dağılıp gitti. "Gece vakti," diye fısıldadı yüksek sesle. Kiralık katilin zamanı.
Zaknafein Do'Urden: danışman, eğitmen, dost. Kendi düş kırıklıklarımın kör ıstırabında, çok kereler Zaknafein'ın bunlardan hiçbiri ol­madığını düşündüm. Ondan verebileceğinden fazlasını mı istemiştim? Eziyet çeken bir ruhtan kusursuzluk mu bekledim? Zaknafein'ı deneyim­lerinin ötesinde bir mertebeye, ya da deneyimleri yüzünden imkansız bir mertebeye mi yükselttim? Ben o olabilirdim. Umarsız bir hiddet içinde kısılarak yaşayabilir, Menzoberranzan denen kötülüğün ve kendi ailem olan uğursuzluğun gündelik saldırıları altında ezilebilir ve yaşarken bir kaçış asla bulamaya­bilirdim. Büyüklerimizin hatalarından ders aldığımız varsayımı mantıklı gö­rünüyor. İnanıyorum ki, benim kurtuluşum bu oldu. Zaknafein örneği ol­madan, ben de bir kaçış yolu bulamayabilirdim-yaşarken asla. Seçtiğim bu yol Zaknafein'ın bildiği yaşamdan daha iyi bir yol mu? Sanırım evet, bazen diğer yola özlem duyacak kadar sık umutsuzluğa ka­pılmama rağmen. Daha kolay olabilirdi. Ancak, kendi yanlışlığınızın kar­şısında gerçeğin hiçbir anlamı yok ve eğer kendi standartlarınıza göre ya­şamıyorsanız, prensipler değersiz. O halde, bu daha iyi bir yol. Halkım için, kendim için, ama en çok da, bana nasıl ve neden kılıç kul­lanacağımı öğreten o silah ustası için matemler tutarak yaşıyorum. Bundan daha büyük bir acı yoktur; ne kenarı çentikli hançerin yara­sı, ne de ejderin alevden soluğu. Hiçbir şey, değerini gerçekten anlamadan önce yitirdiğimiz bir şeyin, bir kimsenin boşluğu kadar yanamaz yüreği­nizde. Şimdi kupamı sık sık gereksiz sözlerle, işitemeyecek kulaklara bir özürle kaldırıyorum: Zak'a, bana cesaret aşılayana. -Drizzt Do'Urden