Cemiyetin yapısından ve işleyişinden habersiz, "aydın geçinen" birçokları, ülkelerinde müşahede ettikleri, olumsuz gelişmeler karşısında, şiddetle öfkelenir, hemen ilk tedbir olarak "tutuklamalardan", "sürgünlerden", "sehpalardan" söz ederler. Yani, basbayağı bir "devrim krizi" geçirirler. Onları, ne "ilim", ne "sosyoloji", ne de "eğitim" ilgilendirir. Onlar, boyun damarlarını şişirerek bağırırlar: "İrtica var! İrtica geliyor! Ülkeyi yobazlar ve üfürükçüler sardı!..".
Oysa, onlara anlatmak gerekir ki, vatan sathina hekim göndermedikçe üfürükçü, eczane götürmedikçe kocaları İlaçları, sömürücü olmayan krediyi götürmedikçe tefeci, devleti götürmedikçe ağa, dini bütün incelikleri ile bilen ve yaşayan "görevli" gitmedikçe ham softa ve kaba yobaz etkisiz kılınamaz. Dine saldırmak için bahane arayanlara bir sözümüz yok... Ancak, dine saygılı olduğunu söyleyenler, öyle sanıyoruz ki, bize hak vereceklerdir.
Seyyid Ahmed Arvasî, Hasbihâl, Burak Yayınevi, 1. Baskı: Eylül 1990, 1. Cilt, s. 148.
«Allah rahmet eylesin; mekanı cennet; makamı âli; ruhu şâd olsun. (Âmin)
Müellifin rûhu için el-Fâtiha…»