Harputlu

Zîra insanoğlu, kopup geldiği yere yaklaştığı, onunla biliş tutup, âşinâlık ve dostluk kurduğu nisbette insandı. | Sâmiha Ayverdi, Bir Dünyâdan Bir Dünyâya, Kubbealtı Neşriyatı, 2. Baskı: İstanbul - Eylül 2000, s. 17.
Sayfa 17 - Kubbealtı Neşriyatı, 2. Baskı: İstanbul - Eylül 2000·Kitabı okudu
Din Tasavvuf İnceleme
Reklam
Tek parti döneminin kültür politikalarının "Bundan böyle Müslüman değiliz!" anlayışı çerçevesinde üretildiği zannına kapıldığımız zaman yanlışa düşeriz. Söz konusu dönemin anlayışı "Biz yine Müslümanız; ama toplum hayatımızın mihverini artık İslâmiyet teşkil etmiyor!" idi. Yeni mihverin muasır medeniyet olduğu kabul edilmişti ve medenî toplumlarda dine hangi yer ayrılmışsa İslâmiyet'e de o yerin tahsis edileceği öngörülüyordu. Bunun böyle olduğunu yirmi yedi yıl boyunca CHP'nin azınlıklara ve bu münasebetle gayr-i müslimlere mesafeli duruşundan anlıyoruz. Tek parti döneminde devletin İslâmiyet'e teslimiyetinin reddedildiği bir gerçek. Başka bir gerçek de muasır medeniyete ancak şartlı bir teslimiyetin kabul edilişidir. Meselenin düğümlendiği yer muasır medeniyeti tanımlamaktaki kifayetsizlikten başka bir şey değildi. | İsmet Özel, Faydasız Randevu, Tiyo Kitap, Mayıs 2017 lll. Baskı, syf: 271.
Sayfa 271 - Tiyo Kitap, Mayıs 2017 lll. Baskı·Kitabı okudu
Edebiyat Felsefe- Düşünce
Anadolu'nun asilleri bu toprakların vatanlaştırılmasında öncü rolü oynayan kimlerse hep onlar olmuştur. Anadolu'nun vatanlaştırılması ile İslâmlaştırılması yüzyıllar boyunca at başı giden iki eğilim olmuştur. Bu bakımdan İstiklâl Harbi ve Cumhuriyet'in ilânı istisna değildir. Söz konusu eğilimlerin yan yana ve birbirlerine güç aktaran, birbirlerinden güç devşiren unsurlar oluşu hem İstiklâl Harbi'nde ve hem de Cumhuriyet'in ilânında gerçekleşmiştir. Biz Türkler topraklarımıza mahsus asaleti bu iki eğilimin kesiştiği noktalarda belirginleşen davranışlarda arıyoruz. Beklediğimiz kesişme beklediğimiz asilleri getiriyor. Nerede vatanlaştırma ve İslâmlaştırma birbirinden uzak düşüyorsa orada asaletin kaybolduğunu gözlüyoruz. Bir insanın asaletini kaybetmesi de bu iki eğilimi birbirinden koparması, bu eğilimleri çıkar kapısı haline getirmesiyle gerçekleşiyor. | İsmet Özel, Faydasız Randevu, Tiyo Kitap, Mayıs 2017 lll. Baskı, syf. 269.
Sayfa 269 - Tiyo Kitap, Mayıs 2017 lll. Baskı·Kitabı okudu
Edebiyat Felsefe- Düşünce
DEMOKRASİNİN OMUZLARI VAR MI? Bir noktaya dikkatimizi çevirmezsek toplum olarak telâfi edilemez bir kayba uğrayacağız. Beklenen demokratik gelişme Türk (giderek Türkleşme) tarihini sıfırlayarak mı nazar-ı itibara alınıyor, yoksa kazancına kendimize mahsus tarih bilincinin pekişmesiyle kavuşacağımız bir gelişmeye mi emek vermekteyiz? Korkarım birincisi ağır basmaktadır ve günübirlik faydayı feda etmekten çekindiğimiz ölçüde toplum hayatiyetine uzun vadede katkı sağlayacak tutamaklarımızı tehlikeye atıyoruz. Sir Isaac Newton (1642-1727) "Eğer daha uzağı görebilmişsem" demişti, "bunun sebebi devlerin omuzları üzerinde duruşumdandır." Bir itiraf bu; ama pek çarpıcı bir itirafla karşı karşıya olduğumuz söylenemez. Çünkü insanoğlunun hayatını hayatlar üzerinde kurduğu temel bilgilerimiz arasındadır. Necip Fazıl'ın Kanuni ile Vahdettin karşılaştırmasını hatırlayalım. Şair diyordu ki birincisi büyük görünüyor, zira devletin en yüksek çağında tepede yer almaktadır. Diğeri ise devletin dibe vurduğu bir dönemde bile kendini farkettirebilecek bir büyüklük sahibidir. Gittikçe artan bir gerginlikle Türkiye'den özgürlük ve demokrasi talepleri yükseliyor. Ne var ki istenilen özgürlük ve demokrasinin dayanakları ülke insanının geçmişinde aranmıyor. Ozgür ve demokrat olmanın ölçüsü de, ölçütü de ithal malı. Birisi "Almanya'da çarşafıma karışmıyorlar, burada da karışmasınlar!" diyor. Öteki "Strasbourg'da alınan karar uyarınca Türk üniversitelerinde başını örtemezsin!" diyor. Hem üzerinde durulan hususlardan ve hem de duruş tarzından anlıyoruz ki Türkiye'de insanlar ne kadar kendileri olurlarsa değil, ne kadar başkalaşırlarsa o kadar özgür ve demokrat olduklarına inanacaklar. "Kendisi olmak" fikrinden uzak durmanın neye mal olduğu ise kimsenin umurunda değil. O kadar ki zaman zaman
Sayfa 263 - Tiyo Kitap, Mayıs 2017 lll. Baskı·Kitabı okudu
Edebiyat Felsefe- Düşünce
Cemiyetin yapısından ve işleyişinden habersiz, "aydın geçinen" birçokları, ülkelerinde müşahede ettikleri, olumsuz gelişmeler karşısında, şiddetle öfkelenir, hemen ilk tedbir olarak "tutuklamalardan", "sürgünlerden", "sehpalardan" söz ederler. Yani, basbayağı bir "devrim krizi" geçirirler. Onları, ne "ilim", ne "sosyoloji", ne de "eğitim" ilgilendirir. Onlar, boyun damarlarını şişirerek bağırırlar: "İrtica var! İrtica geliyor! Ülkeyi yobazlar ve üfürükçüler sardı!..". Oysa, onlara anlatmak gerekir ki, vatan sathina hekim göndermedikçe üfürükçü, eczane götürmedikçe kocaları İlaçları, sömürücü olmayan krediyi götürmedikçe tefeci, devleti götürmedikçe ağa, dini bütün incelikleri ile bilen ve yaşayan "görevli" gitmedikçe ham softa ve kaba yobaz etkisiz kılınamaz. Dine saldırmak için bahane arayanlara bir sözümüz yok... Ancak, dine saygılı olduğunu söyleyenler, öyle sanıyoruz ki, bize hak vereceklerdir. Seyyid Ahmed Arvasî, Hasbihâl, Burak Yayınevi, 1. Baskı: Eylül 1990, 1. Cilt, s. 148. «Allah rahmet eylesin; mekanı cennet; makamı âli; ruhu şâd olsun. (Âmin) Müellifin rûhu için el-Fâtiha…»
Sayfa 148 - Burak Yayınevi, 1. Baskı: Eylül 1990, 1. Cilt·Kitabı okuyor