İslâmiyet, "posa ırkçılığını", "ırk ve kavim üstünlüğü" iddialarını "cahiliye devri âdetleri" olarak red etmekle birlikte, asla, müslümanları, soyunu, kavmini ve ırkını red ve inkâr etmeye dâvet etmemektedir. Aksine, böyle bir fiill "haram" saymaktadır. Kaldı ki, "kişi kavmini sevmekle suçlanamaz", "vatan sevgisi imandandır", "kavmin efendisi kavmine hizmet edendir" diye buyuran ve "Vedâ Hutbesinde", "soyunu inkâr edene, Allah'ın, meleklerin ve insanların lânet etmesini" dileyen Şanlı ve Yüce Peygamberin dinini, "ırkların, kavimlerin, milletlerin ve milliyetlerin" aleyhine kullanmak mümkün değildir. İslâmiyet, bunları yok etmez, kardeş olmaya davet eder.
Nitekim, tâ Şanlı Peygamberimizin zamanından başlayarak günümüze kadar, bütün müslümanlar, peygamberimizin yakın dostları olan ve O'nun yüce huzurunda İslâm ile şereflenen ve başka kavimlerin ve ırkların çocukları bulunan nice sahabî, "kavim adları" ile anılagelmişlerdir. Bilindiği gibi, Bilal-el Habeşî, Selman-el Farisî, Süheyber Rumî,... gibi İslâm büyükleri, hep milliyet adları ile zikredilmişlerdir. Bu durumu gördükten sonra, "Türk" kelimesinden ürken ve korkan bazı çevrelerin, artık, bu komplekslerinden vaz geçmeleri gerekir.
İslâm dini ile milletler ve milliyetler çökertilemez. Aksine İslâm dini ile milletler, kavimler ve ırklar güçlenirler, hayat bulurlar ve yücelirler. Bu sebepten Türk milliyetçileri için "İslâmiyet" ve "milliyet duygusu" birbirine zıd iki değer ve varlık değildir. Bilakis, bunlar, cemiyete hayat veren kaynaklardır. Ayrıca, unutmamak gerekir ki, İslâmiyet, hiçbir kavmin ve zümrenin inhisarında değildir. O, Allah ve Resûlü'nün dinidir. Üstelik: "Bir kavim, dinden yüz çevirdi mi, Allah, başka bir kavmi, dine hizmetle şereflendirir". Çünkü, İslâmiyet, âlemşümül bir dindir. Evet, beynelmilel