B☆

9/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 72. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 01:10
Bu kitapla ilgili ne söylesem biraz eksik kalacak gibi hissediyorum çünkü uzun zamandır bir kitap(polisiye olarak) beni bu kadar içine çekmemişti. Dave Gurney serisinin son kitabı olması da beklentimi zaten yükseltmişti ama açıkçası bu kadar beğeneceğimi düşünmüyordum. Serinin önceki kitaplarını da okumuş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki “Yılan Avı” benim için aralarında en iyisiydi. Öncekilerde sevdiğim zekice kurgulanmış olaylar ve dedektiflik unsurları burada çok daha oturmuş, çok daha akıcı bir hale gelmiş. Sanki yazar bu kitapta neyi nasıl anlatması gerektiğini tamamen çözmüş gibi hissettirdi. En çok hoşuma giden şey ise olay örgüsünün kurulma şekliydi. Küçük gibi görünen detayların zamanla nasıl anlam kazandığını görmek gerçekten çok tatmin ediciydi. Okurken sürekli burada bir şey var hissiyle ilerledim ve çoğu zaman tahmin yürütmeye çalıştım ama kitap beni birkaç yerde gerçekten ters köşe yaptı. Bu da okuma deneyimini benim için daha heyecanlı hale getirdi. Önceki kitaplarda yer yer yavaşlayan tempo burada neredeyse hiç düşmedi. Sayfalar gerçekten su gibi aktı, fark etmeden uzun uzun okuduğum çok oldu. Bu da benim için bir kitabın ne kadar iyi olduğunun en net göstergelerinden biri. Kitabı elimden bırakmakta güçlük çektim, bıraktıktan sonra zihnim New York kırsalında gezintiye devam etti. Bir kitapta en çok hoşuma giden duygu da budur. Dave Gurney karakteri zaten serinin başından beri sevdiğim bir karakterdi ama bu kitapta onu daha derinlikli hissettim. Olaylara yaklaşımı, detaylara verdiği önem ve sakin ama keskin zekası yine çok etkileyiciydi. Seriyi okuyan biriyseniz bu kitap kesinlikle beklentiyi karşılıyor ve hatta üzerine çıkıyor. Seriyi okumayan biri için bile tek başına oldukça sürükleyici ama seriyi bilerek okumak çok daha ayrı bir keyif
1000Kitap
Yılan AvıJohn Verdon · Koridor Yayıncılık · 20241,609 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·480 syf.··
2026 71. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 22:08
Bu kitap hakkında ne düşündüğümü tek bir cümleyle özetlemem gerekirse ne çok sevebildim ne de tamamen sevemedim diyebilirim. Okurken sürekli bir mesafe hissi vardı..Hani bırakmak istemiyorsun ama tam anlamıyla içine de giremiyorsun ya, öyle bir şey. Özellikle kitabın ilk 200 sayfası benim için gerçekten zorlayıcıydı. Hikaye bir türlü akmıyormuş gibi geldi, karakterlerle bağ kurmakta oldukça zorlandım ve bazı yerlerde acaba ben mi anlamıyorum? diye düşündüğüm de oldu. Yazarın anlatım tarzı bilinçli olarak ağır ve detaylı belki ama bu durum okuma isteğimi zaman zaman düşürdü. Belki de bu yüzden araya çokça kitap girdi . Buna rağmen kitabı tamamen kötü de bulamıyorum. İlerledikçe anlatının farklılaştığını, özellikle yazarın okurla kurduğu ilişkiyi ilginç bir hale getirdiğini fark ettim. Hikayenin klasik bir aşk romanı gibi başlayıp sonra bundan sapması hoşuma gitti diyebilirim. Yine de bu farklılık her okuyucuya hitap eder mi emin değilim. Karakterler konusunda da biraz kararsız kaldım. Ne tamamen etkileyiciydiler ne de tamamen yüzeysel. Sanki bilinçli olarak mesafeli yazılmış gibiydiler ve bu da benim onlara bağlanmamı zorlaştırdı. Velhasıl ruhsal dönemim bu kitap için uygun düşmedi..
1000Kitap
Fransız Teğmenin KadınıJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 20203,036 okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 60. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 00:46
Zamanı kaybettim... İskender Pala, nın daha önce de aşk kitaplarını okudum lakin bu kitap diğerlerinin önüne geçti diyebilirim. Ya da okuduğum dönemdeki ruh halim beni bu düşünceye sevk etti. Pala kalemini kor gibi yakarak, hasretin derin, acı yanıklarını dökmüş sayfalarına. İki gönlün kavuşmak için yandığı, ama kaderin acımasız elleriyle ayırdığı, çeyrek asrı aşkın süren bir hicran destanı. Boğazınıza bir yumru oturtan bir kitap.. 1589’un buğday kokulu Bahçesaray ovalarında başlıyor yangın. Fakir bir ırgatın oğlu Bahşı Yunus, dutarıyla gönlünün tellerini titretirken, papaz Çakır Yorgi’nin kızı Kaknusia’ya vuruluyor. Kaknusia da berrak bakışıyla Bahşı’nın ruhuna kök salıyor. Dinleri ayrı, dünyaları zıt, ama kalpleri bir tek ateşte yanıyor. Ve kaçıyorlar. Kısa bir vuslatın ardından ayrılıkların en zalimi geliyor: Kaknusia esir düşüyor, köle pazarlarına sürükleniyor, ve adı Lâlin oluyor. Bahşı ise İstanbul’un sokaklarında dülgerlik yaparak, Sultanahmet Camii’nin inşasında alın teri dökerken bile sevgilisinin hayalini yaşıyor yaşatıyor. Yirmi yılı aşkın bir süre, bir an olsun aklından çıkarmadan arıyor onu.! Hangimiz aradı bir gideni, kaybolanı.. Ve ne kadar süre..Kıyas dahi götürmez.. Hasret adeta ete kemiğe bürünüyor. Bahşı’nın Kaknusia diye inleyen iç çığlıkları, Kaknusia’nın suskunluğu, konuşmama yemini, sessiz içe akıtılan gözyaşları… Her ayrılık bir parça daha yakıyor, her umut kırıntısı bir parça daha öldürüyor. Gunala’nın karanlık tutkusu, İshak’ın derin bağlılığı aşkın kavuşmaktan ziyade olmadığını, bazen beklemekte, bazen susmakta, bazen de yanıp kül olmakta derinleştiğini gösteriyor. Bahşı diyar diyar dolaşırken, Kaknusia yanı başında olduğu halde onu göremez. Aşk bu kadar kör, bu kadar zalim, bu kadar yakıcı ve bazen de bu kadar çaresiz olabilir mi? Belki
1000Kitap
Aşk Hikâyesiİskender Pala · Kapı Yayınları · 20245,1bin okunma
Puan vermedi·432 syf.··
2026 48. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 22:17
Vedat abi severdim seni, yine de sevmek isterim seni.. Eser , 70’li yılların Türkiye’sindeki siyasi çalkantıyı arka fon olarak kullanmış. Asıl mesele, Muhsin’in iç dünyasındaki, ilişkilerinde ve sürekli sorgulayan ruhunda. Muhsin, zengin bir ailenin oğlu. Ankara’da felsefe okuyor. Dışarıdan bakıldığında her şeyi var gibi görünse de, içinde derin bir boşluk taşıyor. En yakın arkadaşı Salih’in devrimci coşkusuyla tanışıyor. Sol düşünceye yaklaşıyor, fakat bir türlü kendini tam olarak veremiyor. Bu kararsızlığın en çok yansıdığı yer ise ilişkileri oluyor. Bu ilişkilere aşk diyemeyeceğim. Aşk o kadar basit değil.. Eser boyunca Muhsin, farklı kadınlarla yaşadığı ilişkilerde hem aradığı sevgiyi hem de kendi kimliğini bulmaya çalışıyor. Özellikle Reyhan ile yaşadığı tutkulu ve karmaşık ilişki, kitabın ağır basan duygusal katmanı. Reyhan, güçlü, kararlı, ideolojik olarak net bir kadın. Muhsin ise ona hem tutkun hem de ondan korkuyor. Bir yandan onun yanında kendini eksik hissediyor, diğer yandan da bu ilişkiyi sürdürmek için sürekli kendini kandırıyor gibi. Bu ilişki , Muhsin’e büyük heyecan ayrıca derin bir yalnızlık ve de yetersizlik hissi yaşatıyor. Muhsin’in iç dünyası eserin merkezinde. Yeni bir kadınla tanıştığında aklıma sürekli aynı sorular takıldı. Acaba ne şekilde, nerede, nasıl yatağa atacak!!! İnsan dünyaya sadece yemek,içmek koynuna birini almak için gelmiş olamazdı, daha insanca sebep gerekti... Sürekli ben kimim, ne istiyorum, gerçekten inanıyor muyum yoksa sadece rol mü yapıyorum? sorularıyla boğuşuyor. İlişkilerinde de aynı ikilem var: Tutkuyla bağlanıyor, ama tam teslim olamıyor. Hem devrime hem kadına hem de ailesine karşı aynı yarım kalmışlığı yaşıyor. Babasının ölümüyle memlekete döndüğünde bu sorgulama daha da derinleşiyor. Zengin bir ailenin
1000Kitap
Yalancı Tanıklar KahvesiVedat Türkali · Ayrıntı Yayınları · 20171,217 okunma
Puan vermedi·408 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 19:21
Sırlar Kapısı, Kalplerin Açıldığı Yer Romanın adı bile başlı başına bir çağrı: Bab-ı Esrar Esrarların Kapısı. Ahmet Ümit, annesi İngiliz, babası Konyalı bir sufi olan Karen'i, babasının mirasıyla, kendi iç dünyasıyla yüzleştirmek üzere Konya'ya getiriyor. Baş karakterimiz kendini Mevlana Celaleddin Rumi ile Şems-i Tebrizi’nin efsanevi buluşmasının, ayrılığının, kavuşmasının ve derin sırların ortasında buluyor. Burada modern hayatın sorgulamaları, rüyalar, tarihsel izler var. Ama asıl kalp atışı, tasavvufi damarda: İlahi aşk, benlikten sıyrılma, hakikatin aranışı. Şems, güneş gibi gelen derviş, Mevlana’yı kitap bilgeliğinden aşk ateşine çekiyor. Mevlana da Şems’te kendini, daha doğrusu kendini aşanı buluyor. Tasavvufi yaklaşımla bakınca, Şems-Mevlana ilişkisi aşık-maşuk metaforunun en güzel örneklerinden biri. Şems, Mevlana’ya der ki: “Senin olanı sana getirdim.” Bu cümle, romanın kilit anlarından. Hakikat, dışarıdan gelmez; zaten içtedir, ama bir ayna gerekir ki görülsün. Şems o ayna oluyor. Mevlana’nın ilmi, Şems’in ateşiyle yanıp, Mesnevi’nin o coşkulu ney sesine dönüşüyor. Şems’in kaba dervişliği, Mevlana’nın zarif ilmiyle buluşunca, ikisi de birbirinde eriyor. Kıskançlıklar, ayrılık acıları, hatta Şems’in kayboluşu... Bunlar hep yolda sınav. Roman cesurca giriyor bu konulara: Mevlana’nın oğlunu affetmesi, baba acısı, pişmanlık... Ama tasavvufi damarda bunlar kahır ve lütufun iki yüzü gibi. Her ayrılık, daha derin bir kavuşmaya kapı aralıyor. Karen’in yolculuğu da bu damarda anlam kazanıyor. Batılı, akılcı bir kadın, Konya’da babasının mirasıyla, sufiliğin kokusuyla karşılaşınca kendi ben'ini sorguluyor. Yüzük motifi güzel: “Senin olanı kimseye verme.” Bu, tasavvufta sırrın korunması gibi, herkesin erişemeyeceği o iç hakikat. Romanın tasavvufi kısımları
1000Kitap
Bab-ı EsrarAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201842,8bin okunma