Batı medeniyeti pagan Yunan kültürünü temsil eden Atina ile Hıristiyanlığı temsil eden Kudüs arasında tarih boyunca diyalektik bir ilişki ve gerginlik yaşamıştır. Batı medeniyetini bu iki kutup arasında gidip gelen bir sarkaç gibi düşünebiliriz. İlkçağ’da batı medeniyetine ana rengini veren Atina iken, Ortaçağ’da bunun yerini Roma ve Kudüs almış; modern dönemlerde ise Atina tekrar belirleyici güç haline gelmiştir. Bu süreçte batı medeniyeti din ile bilim, akıl ile vahiy, yani Atina ile Kudüs arasında sağlıklı ve dengeli bir ilişki kurabilmek için farklı yollar denemiştir. Bu senteze en fazla yaklaşılan dönem Ortaçağ’dı. Fakat hıristiyan teolojisinin cevapsız bıraktığı sorular, Katolik kilisesinin siyasi ve ekonomik güç arzusuyla birleşince, ortaya artık Batı medeniyetinin manevî ve felsefî ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak bir din kültürü çıktı. Batı medeniyetinin Rönesans, reform ve Aydınlanma dönemlerinde yaşadığı büyük dönüşüm, bu tarihî mirasla bir hesaplaşmanın tarihidir.