"Hiçbir zaman sol da olmadım, sağ da. Böyle bir sınıflama sokaktaki adam için geçerli olabilir. Ömrünü düşünceye adayan, Eflatun'dan Marx'a kadar her düşünceyi sevgi ve saygıyla selamlayan, bütün dinlere, bütün mezheplere saygılı bir kimsenin herhangi bir kilisede barınabileceği nasıl düşünülebilir?"
Beni bin bir türlü konuda düşünmeye sevk eden, olabildiğince tarafsız, olabildiğince şeffaf bir münzevi aydın. Münzevi çünkü ne sağ, ne de sol. Bu ayrımlar onun için absürt. O Doğu'yu da Batı'yı da önemsiyor, ikisinin de kusurlarını ve güzelliklerini görüyor. Bunu yazılarında görebiliyorsunuz. Yazıları… O kadar dolu ki. Sadece bilgi vermiyor size, muhteşem bir sentez sunuyor. Bu kadar çok okuyup, bir de böyle tefekkür insanı olunca herhalde bu şekil bir idrak yeteneğine sahip oluyorsunuz. Bilgileri, beyninde öylece durmuyorlar, uzun düşünme dönemleri sonrasında sentezler oluşturmuşlar. O yüzden sadece bilgili değil, bilgileri kullanmak üzere birleştirmiş bilge bir insan. Kendisi bunun kolay olmadığını, uzun bir süre başka düşünürlerin arkasına sığındığını, belli bir olgunluktan sonra kendi eserlerini vermeye başlaması hakkında şöyle söylüyor: "68'lere kadar insanlığın düşünce tarihini tavaf eden bir şakirttim. Düşünmüyordum, başkalarının neler düşündüğünü öğrenmeğe çalışıyordum. Uzun süren bir çıraklık…", ve yine başka bir yazısında, "Hayır, bütün bu tercihlerin bir tefekkür çilesinden doğduğunu sanmıyorum. Ne Marx'a geldiğim zaman Marx'ı tanıyordum, ne Türkçülüğüm bir araştırmanın mahsülüydü." Kitaba girmeden önce, hayatını anlamamız için kendi yazılarından bir dizi oluşturulmuş. Bu giriş sayesinde Cemil Meriç'i daha yakından tanıyarak bu eseri okuma şansına sahip oluyoruz: Çocukluğunu, ailesini, çevresini, Hatay'daki baskın Fransız yönetiminin etkilerini, çilelerini,